Bursa Tabibler Odası Başkanı Dr. Levent Tufan Kumaş
Ülkemizde sağlık ortamı iyi değil iyiye de gitmiyor ne yazık ki acil servislere başvuran hasta sayısı ülke nüfusunun bir buçuk katı arttı. Poliklinik muayenelerinin üçte biri acil servislerde yapılıyor. Kişi başı yıllık hekim sayısı az iken hasta başvuru sayısı onun üzerinde. Böyle bir ortamda artarak süren ve sıradanlaşan şiddet en can yakıcı sorunumuz. Alınan randevular alınabilse bile beş dakikaya sığdırılan hasta muayeneleri biz hekimlerinin suçu değil. Sağlık politikalarını biz kurgulamadık. Sistemi biz yönetmiyoruz. Ama işlemeyen sistemin sorumlusu bizmişiz gibi sürekli hedef gösteriliyoruz.
Her yıl artarak, daha çok sayıda hekim ülkesini terk ediyor. Oysa biz mesleğimizi severek seçtik. Çok çalıştık ve her gün çalışmaya kendimizi geliştirmeye devam ediyoruz. Basit bir talebimiz var. Mesleğimizi liyakatsiz yöneticilerin, siyasilerin baskılarına göre değil hastanın müşteri olarak adlandırılan bir sistemde kar hesaplarına göre değil, bilimsel gerekliliklere uygun olarak yapmak istiyoruz.
İflas etmiş bir sağlık sisteminin enkazı altında. Bugün 14 Mart ne yazık ki tıp bayramı olarak kutlanmaktan çıkmış ve tüm sağlık emekçilerinin haklarının arandığı bir Direniş Haftası'na dönüşmüş durumda.
Bu on dört Mart'ta, on dört talebimizle bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
Bir, PTV'nin sağlıkta şiddet, yasa teklifi, şiddetsiz, güvenli. ortamları için mekansal önlem önerileri kabul edilmelidir. Güvenli çalışma ortamlarının sağlanması idarecilerin sorumluluğundadır. Şiddet olaylarında idarecilerin sorumluluğu öncelikli olarak dikkate alınmalı.
Iki, hekimlerin sağlık emekçilerinin dinlenme koşulları, sağlık hizmetinde hataya sevk etmeyecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.
Doktor dinlenme odaları,. Odaları, kreş her sağlık kurumunda yeterli sayıda sağlanmalıdır. Nöbet artışı izin, idarecilerin insafına bırakılmamalıdır. Pandemilerde pandemiye yol açan hastalık, sağlık emekçileri için illiyet. aranmadan meslek hastalığı kabul edilmelidir.
Dört sağlık emekçileri için dini hizmet süresi zammı yüz yirmi gün olmalıdır.
Beş, hekimlerde ek gösterge üst sınırı yedi bin altı yüze yükseltilmelidir.
Altı, tüm sağlık emekçilerine hakları olan hiçbir koşuldan negatif etkilenmeyen, emekliliğe yansıyan, gerçek enflasyona uygun, insanca yaşayabilecekleri tek kalem.
Yedi. Emekli sandığı SSK, Bağkur, emekli aylıkları arasındaki uçurum giderilmeli. Tüm emekli hekim aylıkları, yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalı. Tüm hekimler emeklerinin hakkı ölçüsünde emeklilik ikramiyesi alabilmelidir.
Sekiz, vergide adalet istiyoruz. Vergi dilimi üst sınırı yüzde on beş olmalıdır.
Dokuz. muayene süreleri, bilimsel ve nitelikli sağlık hizmeti gözetilerek düzenlenmelidir.
On, acil servislerde yeşil alan kaldırılmalı, poliklinik hizmeti verilmemelidir.
On bir,. Sağlık ortamına dair düzenlemeler Türk Tabipleri Birliği ve ilgili sağlık emek meslek örgütlerinin görüşleriyle yapılmalıdır.
On iki atamalar bilimsel ölçütlere ve liyakate dayalı olmalıdır.
on üç tıp fakültesi ve tıpta uzmanlık eğitimi kontenjanları eğitimin niteliği gözetilerek azaltılmalıdır.
On dört koruyucu sağlık sisteminin öncelendiği güçlü. ve bölge tabanlı birinci basamak, basamaklandırılmış ve parasız bir sağlık sistemi inşa edilmelidir. Hekimlerin meslek örgütü olarak bizler iyi etkinlik değerlerini ve halkın sağlık hakkını. Şiddetsiz güvenli ve güvenceli çalışma koşulları için mücadeleye devam edeceğiz.
BUÜ Tıp Fakültesi Dekan Yradımcısı Erdal Eren:
Üniversitemiz de çok fazla sorunlar var. Çözüm için elimizden geleni yapıyoruz ve bu konuda umutlu olmalıyız. Yani bu ülke bizim. Işte 14 Mart'ı anlattınız. 14 Mart bir öğrenci aslında hareketidir. Bir grup öğrencilerin oluşturduğu harekettir. Bir anti emperyalist hareketidir aslında. Karşı çıkıyorlar. Biz buradayız diyorlar. İngiliz heyetinine yere gitmiyoruz. Siz niye buraya geldiniz diyorlar.
Ama şimdi öğrenciler buradan gitmek için uğraşıyor. Ben şimdi eğitimden sorumluyken şunu görüyorum. Her gün bir mail geliyor. Yani Amerika'nın Amerikan sınırına başvuran öğrenciler. Aslında bir taraftan seviniyorum. Birileri Amerika'ya Almanya'ya gitmeli. Zaten çok güzel bir şey. Connection, köprü için güzel bir şey ama sayı artınca üzülüyorum da. Yani bu kadar insan neye gitmek ister ki? Öğrencilerimizden fazla sayıda bir Almanya göç etmek isteyen insanlar var. Ama ben bu iklimi değiştireceğine yürekten inanıyorum. Yani bir değişim olduğu zaman gençler burada kalmak ister diye düşünüyorum. Bizler burada gerçekten dekanlık olarak da elimizden geleni yapıyoruz.
Bizim derdimiz para falan değil. İnsanlar yanlış anlıyor. Yukarıdakiler yani hani bizim derdimiz para değil. Bizim derdimiz saygı görmek. Çünkü biz bu mesleği para kazanmak için çok zengin olmak için falan yapmıyoruz.
Bursa CHP Milletvekili Kayhan Pala:
Hepimiz biliyoruz ama bence 14 Mart'ın şöyle güzel bir yanı var. Biliyorsunuz İstanbul işgal altındayken Mustafa Kemal geldikleri gibi giderler demişti. Aslında 14 Mart tıp öğrencilerinin geldikleri gibi giderler diyen Mustafa Kemal'in yolunda Kurtuluş Savaşı'na katılmalarının simgesidir. Dolayısıyla tıbbi elinin sağlığı bir bütün olarak görmesi tıbbiyenin savaşa ve çatışmaya karşı duruşu tıbbiyenin bağımsızlık mücadelesi, eşitlik mücadelesi açısından çok simge bir gün. O yüzden de gerçekten hepimiz için çok önemli bir gün.
Aynı zamanda cumhuriyetin değerlerine baktığımızda çok örnek var iki tanesini söyleyeyim size. Bin dokuz yüz yirmi üçte Gazi Mustafa Kemal Atatürk mecliste yaptığı konuşmada sağlıktaki temel önceliklerini koruyucu hizmetler olduğuna vurgu yapıyor. Bir bin dokuz yüz yirmi üç üstünden kaç yüz yıl geçtikten sonra bugün sağlığın ticaretinin yapıldığı ve yapılsın diye uğraşıldığı bir dönemle karşı karşıyayız. O dönemin hem Mustafa Kemal Atatürk'ün hem hekimlerin ne kadar ileri görüşlü olduğunu çok önemli bir örneğini hep birlikte bu pandemide yaşadık.
Bakın pandemide Sağlık Bakanlığı pandemiyi bin dokuz yüz otuz yılında yayınlanmış kanunuyla yönetti. Üstüne tek bir yasal düzenleme yapmadan, ihtiyaç var mıydı? Tartışılabilir. Ama bin dokuz yüz otuz yılından Türkiye yönetimi bir salgınla nasıl mücadele edilmesi gerektiğine ilişkin bilimsel ve ihtiyaca uygun bir düzenleme yapabilmişti.
Bugün çok fazla sorunlarla sizi bunaltacak değilim ama birkaç şeyi sizlerle paylaşmak isterim. Sağlıkta şiddet, bunların en önemlilerinden bir tanesi. Ama bununla sınırlı değil. Şu son birkaç hafta içerisinde yalnızca Bursa'da yaşadıklarımıza bakın. Cinsiyet ayrımcılığını bir politika haline getirmeye çalışılan bir hastane yönetimi örneğini yaşadık. Bir başka örnek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ünvanı almış ama Türkçe bilmeyen bir doktorun burada bir hastanede hastalarla ve meslektaşlarıyla yaşadığı sorunlar. Gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının parayla satılır olmasının iğrençliği, aşağılık tutumu bir yana Türkçe bilmeyen birisinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı nasıl verilebilir? Tıbbi yetkinliği konusunda ciddi problemleri olan birisine bir yandan Türkçe bilmediği halde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilirken öte yandan da nasıl tıp doktoru unvanı verilerek. Gerçekten bunları birlikte tartışmamız lazım.
Mecliste ben sağlık komisyonu üyesiyim. Sol kanun görüşülürken meslektaşlarımızın önemli taleplerinden bir tanesi emekli meslektaşlarımıza karşı ciddi bir ayrımcılık var. Bir tıp doktoru, devlet memuriyetinden emekli olduğunda eğer başka bir yerde çalışacaksa maaşından çok büyük bir kesinti var ve başka hiçbir meslekte uygulanan bir tutum değil bu. Sanki bir hekim düşmanlığı ve daha önceki dönemde yirmi yedinci dönemde ya bunu düzeltelim diye bir ortak uzlaşma da sağlanmış. Hekimlerden meslektaşlarımızdan böyle yoğun bir talep var. Biz de bu talebi dile getirmeye çalışıyoruz ama maalesef bu ayrımcı tutumu ortadan kaldırmaya dönük bir talebi bile yerine getirmekte zorlanıyoruz. Neden? Çünkü iktidar kendi söylemi dışında hiçbir şey yapmaya ehlinde değil. Öte yandan sevgili genç meslektaşımızın birkaç ay sonra meslektaş olacağız sevgili öğrencimizin dile getirdiği ciddi başka bir problem var. Yüz yirminin üstünde tıp fakültesi var. Nitelik gözetilmeksizin yalnızca niceliğe odaklanmış bir yapı nedeniyle artık tıp fakültesinden mezun. Uzman olduktan sonra uzman hekim olarak sahada görev yapanlar da bir yetkinlik açısından insanların kafasında soru işareti oluşturuyor. Böyle bir ortamda hiçbirimizin ya ne yapalım koşullar böyle deyip geride durmaya. Yok. Biz mecliste sizler bulunduğunuz yerlerde hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz.
BUÜ İnt. Dr. Denizhan Talay Tabuk:
Tıp Fakültesi öğrencisi olarak yapacağım son konuşmalardan birisi. Öğrenci olarak da son 14 Mart Sabah hocalarımla da birlikte üniversitede de törene katıldık. Ne yazık ki öğrencilerden katılım beklenenden çok düşüktü. Genel olarak baktığımızda hep tıp eğitimini biz, siz büyüklerimizden bize aktarılan usta çıraklık ilişkisi olarak olduğunu öğretildi ve bence de bu öğrenme için benim tıp fakültesinde gördüğüm en yararlı eğitimden birisiydi. Yapanı gör, yapanı izle, kendin yap ve sonra gelecek kuşaklara öğret. Her zaman tıp fakültesindeki en önemli eğitim kaidemiz bu oldu.
14 Mart'ın ortaya çıktığı ilk zamana baktığımızda 1827 yılında Hekimbaşı Mustafa hoca kendinden beklemenin üstünde bir performans ve ilericilik göstererek geri kaldığını ve kurumsallaşmanın önemini fark ederek ilk modern ve batı anlamdaki tıp eğitimine geçiş tarihi olarak yeni açtığı kütüphaneyi amire ve cerrahi amirinin açılış günüydü.
Bu ta ki 1919'a kadar modern Türk tıbbının başlangıcı ve tıp bayramı olarak kutlandı. Ama biz hekimler olarak asıl anlamını kazandığımız tarihi ise 1919'du. Yine başka bir ilerici olan Hikmet Doğan arkadaşları 1919'un Mart'ında işgal altındaki İstanbul'u kabul etmedi ve kendilerinden beklemenin çok üstünde bir direniş göstererek Darülfül'ün iki kulesi arasına Türk bayrağını asıp, emperyalist ve işgal güçlerine karşı Türk hekiminin ilericiliğini göstermiş oldu.
Tıp Bayramı kutlamasından sonra meslekte 50, 40 ve 30 yılını deviren başarılı doktorlarımız ödüllerini aldı.


















