“Erenler tepesidir devletimiz, onun için bitmeden olur selam üstüne”
Bursa Valisi Erol Ayyıldız: “Toplum, yalnızca kamu hizmetlerinin sunumuyla değil; aynı zamanda vatandaşın sesi olarak toplumun ihtiyaçlarını en yakından hisseden ve çözüm üreten sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla da inşa edilir. Bu yönüyle sivil toplum kuruluşlarımız; sosyal dayanışmadan eğitime, kültürden çevreye, gençlik çalışmalarından dezavantajlı gruplara yönelik hizmetlere kadar çok geniş bir alanda önemli görevler üstlenmektedir. Milletimizin vicdanını ve beklentilerini yansıtan sivil toplum kuruluşlarımızla kurulan güçlü iletişim, demokratik olgunluğun ve toplumsal huzurun en önemli unsurlarından biridir. Cumhurbaşkanımızın da sıkça ifade ettiği gibi, birliğimizi koruma ve ortak hareket etme bilinci, tarihimiz boyunca milletimizin en önemli hasletlerinden biri olmuştur. Bu anlayış, köklü geçmişimizden günümüze uzanan güçlü bir devlet geleneğinin de temelini oluşturmaktadır. Bugün de aynı anlayışla; şehrimizin sosyal, kültürel ve ekonomik hedeflerine katkı sunan tüm sivil toplum kuruluşlarımızın faaliyetlerini son derece kıymetli buluyoruz. Yunus Emre’nin de ifade ettiği gibi, ‘Erenler tepesidir devletimiz, onun için bitmeden olur selam üstüne.’ Bu buluşmanın; karşılıklı fikir alışverişine ve toplumsal faydayı artıracak güçlü adımlara vesile olmasını temenni ediyorum." dedi.
Düzenlenen programda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş: “Bizim siyasi hayatımız boyunca önem verdiğimiz hususlardan biri şudur: Siyaset sadece siyasetçilerin yaptığı bir iş değildir. Siyaset, tek bir alanla sınırlı bir faaliyet de değildir. Nihayetinde siyaset; halkın fikirlerine, ihtiyaçlarına ve kararlarına dikkat ederek, onların ülkenin ve şehirlerin yönetimiyle ilgili ne düşündüğünü en iyi şekilde anlamak, analiz etmek ve buna göre milletin faydasına olacak adımlar atmaktır. Bu bakımdan demokrasimizin en önemli ayaklarından biri de sivil toplum kuruluşlarımızdır. Farklı niyetlerle ve farklı amaçlarla kurulmuş olan sivil toplum kuruluşlarımız, aslında millet olarak aynı hedefe ve aynı amaca yöneldiğimiz bir ortamda hep birlikte dayanışma içerisinde doğru istikamette yürüyebilmemizi sağlayan önemli kuruluşlardır. Bu vesileyle bütün sivil toplum kuruluşlarımıza, Bursa’nın da sivil toplum bakımından çok güçlü ve köklü bir şehir olduğunu bilen biri olarak, çalışmalarında üstün başarılar diliyorum. Allah işlerinizi kolaylaştırsın, emeklerinizi bereketlendirsin.
Türkiye olarak dünyanın fevkalade zor bir dönemden geçtiği bir süreçte, dünyanın tam merkezinde sayılabilecek bir coğrafyada yer alıyoruz. Bu merkezilik sadece coğrafi anlamda değil; aynı zamanda dünya dengeleri bakımından da merkezi bir konumda bulunmak anlamına geliyor. Çevremizde başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde çatışmaların, gerilimlerin, iç savaşların, işgallerin ve ülkeler arasında ilan edilmiş savaşların yaşandığı bir dönemdeyiz. Siyasette, ekonomide ve toplumsal hayatta ciddi değişimlerin ortaya çıktığı; özellikle yüksek teknolojilerdeki gelişmelerle birlikte toplumsal yapıların da derinden etkilendiği bir süreçten geçiyoruz. Birikmiş sorunlarımız artık küresel ölçekte krizler ve kaoslar hâline gelmiştir. Bunlar yalnızca birkaç ülkeyi ya da birkaç bölgeyi değil, dünyanın hemen her ülkesini ve her alanını etkileyen büyük krizlere dönüşmüştür. Bölgemize baktığımızda; İsrail’in yaklaşık 3 yıldır Gazze halkına karşı acımasızca, insafsızca ve bütün insani değerlerden uzak bir şekilde saldırdığını görüyoruz. Ardından Lübnan’a, Suriye’ye, Yemen’e, İran’a ve Katar’a yönelik saldırılarla birlikte Orta Doğu adeta bir cehennem çukuruna çevrilmiştir. Aynı şekilde, 4. yılını geride bırakan Rusya-Ukrayna savaşı da ciddi insan kayıplarına, kültürel tahribata ve şehirlerin yok olmasına neden olan büyük bir gerilim olarak devam etmektedir.
Yine dünyanın birçok bölgesinde ticaret savaşları başta olmak üzere yeni nesil savaşların ortaya çıktığı, vekâlet savaşları ve terör örgütleri üzerinden büyük kırılmaların yaşandığı bir dönemi hep birlikte görüyoruz. Bunları uzun uzun anlatarak ümitleri kırmak ya da gündemdeki sıkıntıları buraya taşımak niyetinde değiliz. Söylemek istediğim şudur: Böyle bir dünyada alışageldiğimiz şekilde yolumuza devam etmemiz mümkün değildir. Türkiye olarak güçlü bir şekilde yolumuza devam etmek, ayaklarımızı her bakımdan sağlam basmak ve ülkemizi daha ileriye taşıyacak perspektifleri geliştirmek mecburiyetindeyiz. Önümüzdeki yüzyılın “Türkiye Yüzyılı” olmasını istiyoruz. Sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye inşa etmekten başka bir şansımız yoktur. Dünyanın bu kadar büyük gerilimler yaşadığı bir coğrafyada kimse Türkiye gibi güçlü bir ülkeye alan açmaz. Bu nedenle kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz ve elimizdeki bütün imkânları sonuna kadar kullanacağız. Bugün Türkiye’nin her alanda yıldızı parlamaktadır. Türkiye, savunma sanayi başta olmak üzere yüksek teknolojilerde dikkat çeken bir ülkedir. Avrupa Birliği’nin, NATO’nun ve bazı küresel ittifakların iç gerilimler yaşadığı bir dönemde Türkiye, güvenilir bir müttefik olarak öne çıkmaktadır. Türkiye bir taraftan Asya ve Afrika’nın mazlum milletlerinin sözcüsü olarak zulme karşı durmakta, diğer taraftan da yeni bir küresel siyasi mimarinin oluşması için öncülük yapmaktadır.
Osmanlı’nın bütün mirasına sahip olan ve bugün hâlâ bir Osmanlı şehri hüviyetini taşıyan Bursa’da konuşmak her zaman zordur. Ancak Bursa’nın şöyle bir avantajı vardır: Başınızı kaldırıp baktığınız her eserde ecdadın izlerini görür, oradan ders alırsınız. Bir kez daha ifade etmek isterim ki bu yıl, Bursa’nın fethinin 700. yılıdır. İnşallah büyük törenlerle bu önemli yılı Bursa’ya yakışır şekilde kutlayacağız. Böylece Bursa’nın fethi, geleceğe dair yeni ufukların da kapısını aralayacaktır. Osmanlı Cihan Devleti; Domaniç Yaylası’nda, 500 çadırdan oluşan küçük bir obanın duası, inancı ve büyük ufku üzerine kurulmuştur. Beylikler döneminde Anadolu’daki birçok beylik birbiriyle mücadele ederken Osmanlı, “Biz bir cihan devleti olacağız” diyerek büyük hedefler ortaya koymuştur. Önce İznik ve Bursa’yı fethedeceklerini, ardından Konstantiniyye’yi alacaklarını, sonra da Balkanlar’a yöneleceklerini söylemişlerdir. Ancak onların hedefi sadece fiziki fetihler değil; insanların gönüllerini kazanacak büyük bir medeniyet inşa etmekti. Bursa’nın ve Osmanlı’nın bize öğrettiği en önemli miras budur. Öncelikle kendimize güvenmemiz gerekiyor. Özgüveni olmayan hiçbir şahsın ve hiçbir kuruluşun başarılı olması mümkün değildir. Osmanlı’yı güçlü kılan şey yalnızca ordusunun büyüklüğü değildi; ilim, irfan, gönül insanları ve hepsinden önemlisi büyük bir özgüvendi.“Biz Allah’tan başkasının önünde eğilmeyiz ve hedeflerimizi mutlaka gerçekleştiririz” anlayışı onları başarıya taşıdı. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti, ikinci yüzyılına böyle bir özgüvenle girmektedir. Henüz yolun başındayız. Her şeyi tamamlamış değiliz. Ancak Türkiye artık bölgesel bir güç ve küresel bir aktör olma eşiğindedir. Dünyada da Türkiye böyle tanımlanmaktadır. İkinci önemli husus ise birliğimizdir. Ülke içerisinde toplumun farklı kesimleri; dini düşünceleri, mezhepleri, etnik farklılıkları ya da sosyal aidiyetleri üzerinden birbirini ötekileştirmemelidir. Hep birlikte ortak hedefler etrafında birleşmek zorundayız.
Türkiye’nin son 100 yıllık cumhuriyet tarihinde yaklaşık 50 yılı; kardeş kavgaları, terör ve dış güçlerin desteklediği vekâlet örgütleri nedeniyle heba edilmiştir. Ülkemizin gelişmesinin önüne prangalar vurulmuştur. Şimdi ise “Terörsüz Türkiye” hedefiyle bu prangalardan kurtuluyoruz. Türk’ü Kürt’e, Arap’ı başka bir millete; Sünni’yi Alevi’ye düşman etmeye kimsenin gücü yetmemiştir, bundan sonra da yetmeyecektir. Terörsüz Türkiye; sadece silahların bırakılması değil, insanların gönüllerine ekilmeye çalışılan husumetin de ortadan kaldırılması demektir. Bu çerçevede Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütün partilerin katılımıyla oluşturulan komisyon çalışmalarını yürütmüş, bir yol haritası ortaya koymuştur. Siyaset kurumu üzerine düşeni yapmıştır ve yapmaya devam edecektir. Ancak terör örgütünün de silah bırakması ve bu sürecin tamamlanması gerekmektedir. Artık terör örgütlerinin silah bırakmaktan başka hiçbir seçeneği kalmamıştır. Verilen sözler tutulmalı ve Türkiye’de kardeşlik hâkim olmalıdır. Bu ülkede Türk’ün de Kürt’ün de geçmişi birdir, geleceği birdir. Alevi’nin de Sünni’nin de ortak kaderi vardır. Kültürümüz birdir, bayrağımız birdir, ülkemiz birdir, geleceğimiz birdir. Allah’ın izniyle Türkiye, terörü tamamen gündeminden çıkaracaktır. Kötülük sanayisini geride bırakmış, kültürel alanda gelişmiş, dünyada itibarı artmış, içeride birliğini ve dirliğini sağlamış 86 milyonluk bir Türkiye’nin önünde hiçbir güç duramaz. Önümüzdeki dönem, Türkiye’nin önlenemez yükselişine şahit olacağımız bir dönem olacaktır. Doğusuyla batısıyla, Bursalısıyla Diyarbakırlısıyla, Erzurumlusuyla hep birlikte ortak geleceğimizi aydınlık bir şekilde inşa edeceğiz. Bu süreçte devlet kurumlarına görev düştüğü gibi, siz değerli sivil toplum kuruluşlarına da büyük sorumluluklar düşmektedir. Ayrılık diliyle konuşanlara fırsat vermeyeceğiz. Kalbi başka, dili başka olanlara müsaade etmeyeceğiz. Bizim dilimiz de gönlümüz de hedefimiz de birdir. Ortak hedefimiz güçlü ve büyük Türkiye için canla başla çalışmaktır. Bu yürüyüşümüzde Bursa’nın bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çok güçlü destek vereceğine inanıyorum." dedi.






















