Genel Başkan Dervişoğlu düzenlenen mitingde: “Dertte bir tasada abir kardeşlerim mücadele arkadaşlarım aziz dava arkadaşalarım hoşgeldiniz sefalar getirdiniz. Bu meydanda bulunan ekranlarda bizleri izleyen seçim sandığında mührünü basarken bu ülkeye bir gayrı dokunsun evlatları a daha iyi bir gelecek gelsin diyen aklı vicdanı temiz kardeşlerim, eli öpülesi şehit anaları, şehit aileleri, kahraman gazilerimiz hoşgeldiniz. Biliyorum belki hayata farklı pencelerden bakıyoruz ama farklı pencelerden baksak hep aynı pencereden baktık bizler sadece güzel bir türkiye istedik. Dört bir yanımız da yeşili ve maviliği istedik ama en önemlisi üzerimizde dalgalanan al bayrağı istedik.” dedi.
Dervişoğlu konuşmasının devamında: “Bu gidişatın suçlusu ne o seçmen ne de bu seçmendir. Bize güzel bir Türkiye'de yaşamayı çok görenler var. Arkamızdaki, karşımızdaki değildir. Biz, bir vakitler güvenip oy veren vatandaşın oy verip makam emanet ettiği milletiz. Bizler şuan da verdiği oyların hezimetine uğramış bir milletiz. Makama oturup sana selamı sabahı kestiklerine şahit oldun. Bunların yüzünden düşman olmaktan önce sen sakın. Küsme ve komşunla da asla kavga etme. Bilsin ki herkesin sırtındaki dert küfesi doludur. Ben, sen, o, bu, şu değil; hep birlikte el ele vereceğiz ve sırtımızdaki şüphenin yükünü azaltmaya çaba sarf edeceğiz. Nasıl ki sevinçler paylaşarak çoğalırsa, dertler de paylaşarak azalacaktır. Millet olmanın gereği budur. Emin ol ki sevinçleri de kıvançları da çoğaltacağız. Birlikte, hep birlikte yapacağız bunu. Bunca derde reva gördükleri yetmezmiş gibi, şimdi bizi dertlerimizle bölmeye çalışıyorlar. Sevinç... Biz, bıraktıkları Türk milletini yoksul bıraktıkları Türk milletini akıllarınca korkup siner zannediyorlar. Dertleriyle ayrılsın istiyorlar. Oysa, dertlerimiz ortak bizim. Onları çözmeyen de, arttıran da aynı. Bursa'daki mert de işsiz, Diyarbakır'daki Bilendağ, Muğla'daki Halime ablam da doktorsuz, Van'daki Berfin başında, Samsun'daki Anadağ, Mersin'deki Anadağ çorbasını bunları yüzünden kaynatamıyor. Çağlayan'da da aynı Figen var. Hakkari'de de aynı feryat var. Herkes adalete hasret bırakılmış. Mardin'de Şeyhmuz amca, torununa harçlık veremiyor. Ankara'da emekli Hasan abi de bayramlarda torununa ve evlatlarına karşı mahcup.
Peki, bu dertler kimin umurundadır? 25 yıldır çözemeyip nemalananların mı, onların derdi midir? Yoksa bizim derdimiz midir? Emin olun, bu dertler sadece bizim umurumuz. 81 ilde, 86 milyonun hali böyleyken, şimdi karşımıza çıkmış her derde deva diye bir ilaç satıyorlar. İsmi "terörsüz Türkiye". Mecliste de kaçak eczane kurmuşlar. İlaç satıyorlar. Bu ilacın özü zehirdir. Zehrin de yapacağı bellidir. Yoksul, yoksula düşman; mazlum, mazluma düşman; dertlerinde bile bölünmüş, parçalanmış bir vatan var. Benim itirazım bunadır. Sizin itirazınız ve isyanınız bunadır. Yüreğindeki sövmeyen yangında bu kapkara düzeni yıkmaya ettiğim yeminim de bundandır. Kardeşlerim, buraya içimizdeki yangın getirdi. Tek başımıza taşıyamadığımız dertler getirdi. Gülmeye hasret kalmış asık yüzlerden bıkmışız. Ne yapsa kimseye yaranamayan kalbimiz, yüreğimiz getirdi. Gözyaşlarımız getirdi. Ama Allah şahit, siz bu gücü verdikten sonra gözyaşlarımızı sileceğiz. Bizi buraya feryatlarımız getirdi. O feryatları duyacağız. Kaygılanmayın kardeşlerim. Yalnız değilsiniz. İnanan kendinize. Çaresiz değilsiniz. Bilin ki bu vatanın gerçek sahipleriyiz. Sahipsiz değilsiniz.
Büyük ailenizsiniz. Sizlerle iftihar ediyorum. Başımı bir kere yere eğdirmediniz. Cenabı Allah şahit olsun ki ben ne sizlerin başını eğdirmeyeceğim. Bunlara karşı son nefesimi verinceye kadar mücadeleye devam edeceğiz. Dertlerimizle geldik buraya. Yükümüz ağır, sırtımızdaki yükler büyük. Gönüller yorgun, gözler demlidir. Boğazlarımız düğümlü, yutkunamıyoruz. Artık nefes bile alamıyoruz. Ellerimiz sıkılı yumruk, öfkemiz birikmiş, acılarla yoğrulmuş ruhlarımız yorgun, biliyorum. Ama buradaysak, siz de bilin ki tükenmedik. Kavuştuysak da asla tükenmeyeceğiz. Biliyorum. Bu gençlerin ve bu gençler nasihatte almaz. Biz onların sözünü de kesmeye cesaret edemeyiz. Türkiye, yıkmak için önce yıkışmamız gerekir. Bursa'nın yeşili küle dönmüş. Sadece ormanı, ağaçları yanmamış. Canlar yanmış, ruhlar kavrulmuş. Görüyorum, ellerde yanıklar, sargılar var. Bir ağacı, bir canı kurtarmak için yaralanmış arkadaşlarımız. Çaresizlik mi, sahipsizlik mi? Neden diye soruyoruz her birimiz. Neden? Oysaki bütün bu olup bitenlerin nedeni belli. Geldiği yeri unutmuş, vatan belleyenler, Türklüğünü unutmuş, makamı, şahsiyet zannedenler, milletinden kopmuş, hayatı ona zehir edenler getirdi bizi bu hallere.
Peki çare nedir? "Sen ne yapacaksın?" diyorsunuz. Diyorum ki her ne yapacaksak beraber yapacağız. Başımıza her ne gelecekse beraber geleceğiz. Siyaset sen, ben biziz. Mücadele sen, ben biziz. Muzaffer olacaksak, beraber olacağız. O yüzden sen karar vereceksin kardeşim. Yel değirmenlerine karşı mı savaşacağız? Yoksa zalimlere karşı mı? Yanımızdakinin ekmeğine mi göz dikeceğiz? Yoksa ekmeğini çalanların karşısına mı dikileceğiz? Bizi ayıranlara mı uyacağız? Yoksa bizi ayıranlara rağmen inatta bir arada mı kalacağız? Emin ol kaderimiz işte böyle yazılacak. Sen yazmazsan o kaderi başkaları yazacak. Onlar yazarsa izmihlal, sen yazarsan istiklal olacak Allah'ın izniyle.
Kurulan ihanet koalisyonu ile Türk milletini ayrılık gayrılık cehenneminde yakmak isteyen herkes kadroya dahil olmuştur. Kandil, İmralı derken bizim Türkiye'mizi yıkıp başkalarının Türkiye'sini kurmak için tüm ihanet odakları bu şer topluluğunda toplanmışlardır. Buna da yeni diyorlar. 106 yıl sonra tekrar bir araya geldikleri için yeniden diyorlar. İhanet aynı. Niyetler aynı, yöntem aynı. Ömür boyu başkanlık için o pazarlık masasına koydukları aynı. Bugünün, yarının devletin, kimliğin, vatanın tartışma masasına yatırılması istenmesinin nedeni budur.
Ormanlar yanarken, madenlerin, otellerin hesabını yapıyorlarsa; kıyıların, derelerin katledilmesine ferman çıkarıp gökdelen de kat çıkarma derdindeler. Orta Doğu'da cehenneme dönmüş, Irak'tan, Suriye'den, Lübnan'dan ilham alıp katil İsrail'e hayat bahşeden bir Türkiye hesabı yapıyorlarsa, sonuç ayan beyan bellidir. Türksüz Türkiye'nin, cumhuriyetsiz Türkiye'nin, sensiz yani milletsiz bir Türkiye'nin hesabını yapıyorlar. 25 senedir alıştılar. Türkiye'yi çürüterek iktidarda kaldılar. Türkiye'yi küçülterek büyüdüler. Türkiye'yi fakirleştirerek zenginleştiler. Milletten aldıkları her yetkiyle sadece kendi işlerini çözdüler. Millete açlıkla, sefaletle, korkuyla, baskıyla ezip her seferinde Türkiye'yi çözmek için çabaladılar. Bugün ülkemizin haline bakın. Siyasetçiler budur. Belediye başkanları tutukludur. Gazeteciler tutukludur. Yani biraz böyle bir durum var. Kimileri zindanlarda, kimileri el atsın dedim.
Bakın, büyüdük ve güçlendik. Türkiye'nin sorunlarını çözme iradesi sergileyebilecek bir seviyeye geldik. Artık başıbozukluğa müsaade edemeyiz. Biz partiyiz, sivil toplum kuruluşu değil. Herkes bunu bilmelidir. Bu toplum topyekun baskı ve tehdit altındadır. Gerçekler karartılsın diye ekranlar karartılmaktadır. Sessizliğe gömmeye çalışıyorlar. Oysa gerçek hiç kimsenin alkışına ihtiyaç duymaz. O sebeple buradayız ve gerçeklerle beraber, gerçeklerle kol kolayız. Yalanlarla, iftiralarla, şantajlarla bina edilmiş olan bu istibdadı gerçeğin yanında durarak yıkacağız. Sanıyorlar ki solacak bu milletin içindeki cevahir.
Bu istibdat mutlaka yıkılacaktır. Üniversitesine sahip çıkan genç kardeşlerim yıkacaktır. Emeğinin, alın terinin peşinde olan emekçiler yıkacaktır. Toprağına ektiği her tohumda "sabır ya Rabb'im" diyen köylümüz yıkacaktır. Kaynattığı çorbaya "sen evlatlarımın bahtını, yolunu açık et ya Rabbi" diye duasını katan analar yıkacaktır. Bu istibdat yıkılacaktır. Bu ülkenin aydınları yıkılacaktır. Unutmayın, istibdat az önce söylediğim gibi itilmeden yıkılmaz. Hürriyet, hepimizin izzeti nefsidir. Şerefidir. Kahrolsun istiklal, yaşasın hürriyet." şeklinde konuşarak iktidara sert cümleler kullandı.















