Gazeteabc/ Haber: Adiviye ElbaşHat sanatı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde büyük bir gelişim göstermiş ve günümüze kadar olan süreçte kendine sağlam bir yer edinmiştir. 16. yüzyılda zirveye ulaşan bu sanat dalı, özellikle Osmanlı saraylarında büyük bir ilgi görmüş, birçok ünlü hattat yetişmiştir. Geçmişte, hattatlar, mürekkep ve kalemi ustalıkla kullanarak, Arap harfleriyle yazdıkları eserlerle hem estetik hem de dini metinlerin yayılmasını sağlamışlardır. Osmanlı'da özellikle Kuran-ı Kerim'in yazılması, hat sanatının en önemli uygulamalarından birini oluşturmuştur. Hattatlar, yazdıkları her bir harfi özenle seçmiş ve kompozisyonu bozmadan, kelimeleri birer sanat eserine dönüştürmüşlerdir.




Bu şekilde hazırlanan kâğıtlar üst üste konarak bir ağırlık altında en az bir yıl bekletildikten sonra kullanılır. Mürekkep; is ve zamk-1 Ara- bî'den meydana gelmektedir. Bir miktar zamk alınır bir kavanoza konulur. Üzerinden aşana kadar su ilave edilerek zamk, suyun içinde eritilir. Temiz bir tülbent- ten süzülerek temiz bir şişede ekşimeye bırakılır. En az bir sene ekşimesi beklenir. Bundan sonra 1 bardak zamk içine 3 bardak is koyarak havanda dövülmeye başlanır. Hat sanatının ustalarından Necmeddin Ok- yay'ın tabiriyle 70 bin tokmak vurulur. Eskiden bu dövme işlemi için bu karışım kervanlarda develerin boynuna asılırmış, deve sallandıkça karışım dövülürmüş. Bu şekilde yapılan mürekkeple yazılmış eserler, üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen sapasağlam bir şekilde bugünlere ulaşmıştır. Görülüyor ki; insanı terbiye etmeyi amaçlayan bu sanat için kullanılan her malzeme de bir terbiyeden geçiyor. Ham olan malzemelerle bu sanat gerçekleşmiyor." ifadelerini kullandı.



Bu işe 2010 yılında başladım
Hat sanatı, sadece bir yazı sanatı olmanın ötesine geçerek, minyatür ve diğer geleneksel sanatlarla birleşmiş ve bu birleşim, sanatseverlerin büyük ilgisini çekmiştir. Bursa 1326 Tahtakale Çarşısında 2010 yılından itibaren Hat Sanatı ile uğraşan Hattat İlhan Engin ile Gazeteabc olarak yaptığımız röportajda İlhan Engin Hat Sanatı ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Hattat Engin: "Bu işe 2010 yılında başladım. Emekli olduktan sonra bir arayışa girdim. Milli Eğitim’de çalışıyordum, 30 yıl hizmet verdikten sonra emekli oldum. Emekliliğimin ardından beş-altı yıl özel sektörde çalıştım, ancak aradığımı bulamadım. Bir gün Bursa’da hat sanatıyla tanıştım. Irgandı Köprüsü bu alandaki önemli yerlerden biriydi, ancak orada işlerim yolunda gitmedi. Bunun üzerine Busmek’te eğitim almaya başladım, ardından da özel derslerle devam ettim. İlk başta oradaki eğitim yeterli gelmedi çünkü yönetmelikler gereği ikinci yıl devam edemedim. Daha sonra Ebru Zen’in tavsiyesi üzerine özel ders almaya başladım ve o günden sonra bu işte yol almaya devam ettim.Hat sanatının kökeni Osmanlı İmparatorluğu’na dayanır. Hat sanatında farklı yazı türleri ve stilleri bulunur. Bu yazılar arasında altı ana çeşit vardır: Küfür, Sülüs, Nesih, Talik, Divani, ve Rika. Bunlardan en yaygın olanları Sülüs ve Nesih’tir. Nesih, Osmanlı döneminde devlet yazışmalarında en çok kullanılan yazı türüdür." dedi.

















