CHP Genel Başkanı Özgür Özel konuşmasının devamında: “Ve herkes şunu bilsin ki artık kaleler yok. Artık kalelerin hepsi hepimizin. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin kalesi yok. Kaleler bitsin, kutuplaşma bitsin. Bizim de kalelerimiz, bu milletin birliğine feda olsun. Biraz önce söyledim; 77 beri Bursa'da birinci parti olamıyoruz. Bursa bekliyormuş. Bursa'da olursa Türkiye'de olacakmış. Büyük bir gururla söylüyorum ki, otuz bir Mart iki bin yirmi dörtte, Bursa ve Türkiye'de Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin birinci partisi olacak. 47 yıl sonra itirazlarımız dinlenmeden, bakılmadan en çabukluğu marifet Bursalıların bize verdiği emanettir. Birileri el koydu. Evet, kıstık. Üzüldük ama küsmedik. Yılmadık, durmadık. Biliyorduk ki birilerinin hesabı varsa, Bursa'nın da bir hesabı var. Birileri Bursa'ya bir şeyi dayatıyorsa, Bursa gününü bekliyor. 31 Mart'ta bütün hesapları bozduk. Emaneti ehline teslim edenlere, bu kentin kaderine ve geleceğine sahip çıkanlara helal olsun, helal olsun hepinize. Başkan, 2019’ da Bursa'da 3 ilçe belediyemiz vardı. Şükürler olsun, Gemlik 2 dönemdir, Mudanya 3 dönemdir, Nilüfer 6 dönemdir Cumhuriyet Halk Partisi'nde. Haymancığı 20 sonra, Osmangazi'yi 35 yıl sonra, Mustafa Kemal Paşa'yı 47 yıl sonra bize emanet edenlere sözümüz olsun ki, emanetimiz gözümüzdür. Gözümüz gibi bakıyoruz.
Bu sene Bursa'nın yeşile ve beyaza sevdasını ta yüreğinde taşıyorum. Eski güzel günlerini arayan futbolcuların, teknik heyetin tüm zorluklara rağmen mücadeleleriyle ve her koşulda takımlarının yanında olan Bursaspor'un timsahlarına selam olsun. Türkiye'de büyükler varsa, 5 büyükler vardır ve bunlardan biri de Bursaspor'dur. Bursaspor'u, eski gündeminde, başarılı günlerinde şampiyonluk kovalarken ve Avrupa'da Türkiye'yi temsil ettiği dönemlerde hep birlikte göreceğiz. Bursa'nın sevincini paylaşacağız. Yolun açık olsun, Bursaspor.
Artık sizin desteğinizi alamayanlar arkalarında bu milleti bulamayanlar, sizin rızanız olmadan iktidarlarını sürdürmek istiyorlar. Demokratik seçimleri, yani sandığı ortadan kaldırmanın ve bir mesai rejimi kurmanın peşindeler. Biraz önce bahsettiğim 19 Mart, sizin seçme hakkınıza yapılan bir darbedir. 19 Mart tarihinde yapılan iş, bir önceki yerel seçimin kazananına darbe olmanın yanında, bir sonraki genel seçimin Cumhurbaşkanı adayımıza ve milletimiz takdir ederse İl Başkanım, bir sonraki Cumhurbaşkanı demiyoruz. Millet takdir ederse, bir sonraki Cumhurbaşkanımıza, Ekrem İmamoğlu'na yapılan darbedir. Bir sonraki Cumhurbaşkanını ne başsavcılar, ne siyasetçiler, ne askerler, ne de başka bir vesayet kurumu belirleyebilir; bir sonraki Cumhurbaşkanını belirleyecek olan irade, milletin iradesidir. Milletin iradesi, işte bugün kent meydanındadır. Buradadır; o irade vardır ve sahip çıkmaktadır. Şu kadarını söyleyeyim: 67 gün önce yapılan iş, bir yargı kumpasıdır. Nasıl Ergenekon kumpası vardıysa, Balyoz kumpası da vardı. Nasıl 2019'da İstanbul'un iradesine Yüksek Seçim Kurulu'nda yapılan kumpasla el konulmaya çalışıldıysa, bu sefer de bir yargı kumpasıyla karşı karşıyayız. Maalesef Erdoğan, bugün de çıkmış, sadece kendisinin gördüğü varlığına kimseyi inandıramadığı bir ahtapottan kollarından bahsediyor. Maalesef, çıkmış diyor ki, "Özgür Özel, suç örgütünün posta güvercini" diyor bizlere.
Yıllardır bu görevler yapılıyor. Millet takdir etti. Belediye başkanlığı yapıldı. Başbakanlık yapıldı. Cumhurbaşkanlığı yapıldı. Bütün yetkileri istediniz. Millet takdir etti, yapıldı. Ama bir yerden sonra yoruyorsa, öyle kendi kendine ahtapot görmeler falan. Maazallah, senden başka gelen inandırabildiğin kimse yok. Ne diyordum? 1 ay önce, 1 ay önce. Daha doğrusu 66 gün önce diyordu ki, 1 ay sonra bunlar birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Ailelerinin dahi yüzüne bakamayacaklar diyordu. Ey Erdoğan! Onun söyledikten 66 gün geçti. Geçen Cuma Ekrem Başkan'ın gözünün içine baktım. Bu Perşembe yine gözünün içine bakacağım. Şurada Yozgat'ta, Samsun'da, Van'da, Mersin'de, Konya'da, İzmir'de milyonların ve televizyonları başından tüm milletin gözünün içine bakarak ben söylüyorum: Bakıyorum, Ekrem İmamoğlu, suçsuzdur. Masumdur. Bunların hepsi iftiradır. İftiracısınız. Sen diyor posta güvercini misin? Bak Tayyip Erdoğan, Özgür Özel'den olsa olsa barış güvercini olur. Özgür Özel'den barış güvercini olur. Bu ülkede kardeşliği getir. Barışı getirip eninde sonunda cumhurbaşkanı adayımızı tutar kolundan Bursa'ya getirin. Söz veriyorum size. Bana soruyordu: Sen sen diyordun. Bunlara kefil olabilir misin? Evet. Ben Ekrem Başkan'ı da bütün arkadaşlarımı kefil olurum. Geçmişte de bunlar oldu. Geçmişte senin bugünkü savcın gibi yine bir savcım vardı. Adı Zekeriya Öztürk. Bu da kendi zırhlı Mercedes'ini verdin. Her şeyinle kefil oldun. Onun yerine kendini Ergenekon'un, Balyoz'un savcısı ilan ettin. O sırada ben ülkemin Genelkurmay Başkanı'na iftira atıyordunuz, İlker Başbuğ'a kefil oldum. Ben Mustafa Balbay'a oldum. Ben Türkiye'nin onurlu, şerefli, Atatürkçü subaylarına kefil oldum. Benim benim. Kefil olduklarım alınları ak, başları dik, bugün meydandalar. Senin kefil olduğun Zekeriya Öz, sıçan gibi kaçtı Amerika'ya, sıçan gibi. Şimdi gelmiş bana tekrar bu davanın savcısıyım diyor. Tekrar çıkmış bir savcıya Yeni Zekeriya’ya sahip çıkmaya çalışıyor. Geçen seferi unutma, döndün dolaştın, milletim ve Rabbim beni affetsin. Ben de kandırıldım dedin. Bu meydanda ne bugün kandırılanlar ne de yarın kandırılabilecek kimse yok. Gerçek demokratlar, gerçek Müslümanlar, gerçekten doğrudan şaşmayanlar buradalar. Senin gibi o gün öyle deyip, bugün böyle diyenlerden değiliz.
2 aydır atılmadık iftira kalmadı. Ne dediler? 560 milyar yolsuzluk var dediler. Bir lirası bile ispat olmadı. Ama şu ispat oldu. 6 yıldır yönetiyor İstanbul'u. 6 yıllık bütçenin toplamı 490 milyar. Yüzde 70 çalışanların maaşı. Hani nerede asfaltı, suyu? Hizmeti toplanan çöpleri toplamasam, asfalt dökmesem, beton yapmasam, arıtma yapmasam, kreş yapmasam, kent lokantası yapmasam acemi, hepsini toplasam 490 milyar. Bu diyor ki çalınan para 560 milyar. Bir lirasını bulamadılar. Bir lira bir kuruş ispat edemediler. Evde paralar var dediler, çocuğun kumbarasına kadar tenezzül ettiler. Kurultayda 1.200 telefon dağıtıldı dediler, 1.200 değil, 1 tanesini bulamadılar, gösteremediler. Garajda lüks araç var dediler, MHP'li vekilin çıktı. Valizlerde para var dediler, hiç bir şey çıkmadı.
Bütün Bursa duysun ki şimdi dördüncü dalga operasyon, beşinci dalga operasyon. Sordukları soru şu: Ekrem İmamoğlu'nun özel kalem müdürüne soruyorlar, "Sen koruma müdürüyle niye telefonla bu kadar çok görüştün?" Sana ne? Ekrem İmamoğlu'nun telefonuna niye baktın? Hanımefendinin görevi bu. İBB personeli Yakup Ömer'in şoförünü aldılar. Soru şu: "Ne iş yapıyorsun?" Yakup Öner'in makam şoförüymüş. İkinci soru: "Bu telefon numarasıyla niye bu kadar çok görüştün?" Çocuk, "Yakup Bey'in telefonu." Peki, neden görüştün? Diyor ki, "Şoförüyüm efendim. Görüşmeyecekleri nasıl çağıracak beni?" Elbette her gün görüşeceğim diyor. Demir yok, örgüt yok, suç yok. Artık vatandaşın %70, %75'inde bu söylenenlerin yalan olduğuna bir kanaat var. Turpun büyüğü dediler, bir şey yok. Dananın kuyruğu kopacak dediler. Kopan bir şey varsa, bu kadar yalandan sonra kıyamet kokuya sarayda ahtapotu koluna da inandıramadı. Telefon etsem sizi, dedi. Hiçbirimizi korkutamadı. Bundan sonra Erdoğan'a söylüyorum: "Bir bana bak, bir bu meydana bak. Hepimizin yüzüne bak. Biz burada korkan biri var mı? Biz korkmuyor, elde bıraktık Erdoğan. Evde bıraktık." Ama, ama bir kez daha tarihi bir çağrıyı Bursa kent meydanından yaparım. Hemşehrilerimin yanından bir çağrıyı yapıyorum: "Sen bu savcı iftiralarına güveniyorsan, ben de arkadaşlarımın masumiyetine güveniyorum. Gel, gel milleti hakem yapalım. TRT'ye, TRT'ye canlı yetkisi verelim. Bütün yargılamaları TRT'de yapalım, iftira da duyulsun, cevapları da verilsin. Hodri meydan. Hodri meydan. Hodri meydan. Hodri meydan.
Siyaset er meydanında yapılır diyor. Bir kere siyaseti erler değil, erkekler de yapar, kadınlar da yapar. Bunu bileceksin. İkincisi, eğer mertlikten, cesaretten bahsediyorsan, öyle bir tane safçının meşe, ladin, çınar diye üç yalancı şahinin arkasına saklanmayacaksın. Geleceksin, Bursa kent meydanında karşıma çıkacaksın. Hodri meydan. Sen salon adamısın, sen sıcak seviyorsun. Sen kendini atadıklarını alkışlatıyorsun, ben Ekrem'i milletin kendisine alkışlatıyorum. Bakın, buradan bir beklentiyi tekrar etmek istiyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bu savcılık yazı yazıyor. İstanbul Büyükşehir bütün ihale dosyalarını yolluyor. Savcı 2019 yılından öncekileri ben ne yapayım diyor. Onları istemiyorum diyor. Eğer sen savcısıysan, sen unvanında anlı şanlı cumhuriyeti taşıyorsan, 2019’da ki hırsızlık seni ilgilendirmiyorsa, sen bu cumhuriyetin değil, bir partinin parçası olmuşsun. Bir partinin aparatı olmuşsun.
Bunlar 19 Mart'tan bugüne 60 milyar dolarımızı yaktılar. Bu para 2,3 trilyon lira. Siz isteyince yok. Bursalı meyve üreticilerim, armut üreten, şeftali üreten ablalarım ve abilerim, kredi kullanmak istediler mi? Yüksek faiz. Borcunu ödeyemedi mi haciz. Bankaya borç, bankaya faiz. Bu paranın yarısı Türkiye'deki bütün çiftçilerin, bütün borçlarını ve bütün faizlerini siliyor, yarısı yine de kalıyor. Bu para atanmayan 1 milyon öğretmeni atıyor, 3 yıllık maaşı da peşin yatırıyor. Bu para, 14.500 lira alan emeklilerin bir göreyim. 14.500 dolar emekliye 30.000 lira verelim mi? 30.000. Bu parayla veriyorsun. Hem de 10 yıllığını peşin veriyorsun. Bu para öyle bir para. İşsizlere ayda 15.000 lira işsizlik maaşı verebileceğin, tüm öğrencilere 3.000 lira değil, 30.000 lira KYK kredisi verebileceğin bir paradan bahsediyoruz. Bunun için Bursa. Sanayici zorda, faizler yükseldi, %70'lere çıktı, KOBİ'ler dönmüyor, işçi çıkarıyorlar. Bursa'da on binlerce kişi bu ekonomik krizden işsiz kaldı. İşveren mağdur, emekçi mağdur. Ama bir yandan eskiden krizler bir senelikti, aşılırdı. Şimdi ekonomik bir krizin içinde kaldık. O yüzden Bursa'dan bir kez daha yarından itibaren başlatacağımız bir süreci bu şehirden, bu emeği, emekçilerin emeğin şehrinden, Bursa'dan haykırıyorum.
İlk seçimde, seçim tonuna girdiğinde her şeye "Biz de yapacağız" diyen Erdoğan, mülakatı diyen Erdoğan, söz vermişti. Enflasyonist ortamda yılda 4 kez, 3 ayda bir asgari ücrete zam yapacaktı. Ama geçen seneki bir kuruş zam yapmadan emekçileri sefalete, açlığa sürükledi. Şimdi Temmuz geliyor. Bütün işçi örgütlerini ve işveren örgütlerini gez. Bu konuda hem işçiyi kayıran hem işlerini zora sokmayan bir formülü geliştirip ilan edeceğiz. Emekçinin hakkını Temmuz ayında asgari ücrete ana zammı almak için büyük bir mücadele başlatıyoruz.
22.000 liralık asgari ücret verildiği günkü parayla TÜİK'e göre 3.000 lira kaybedip, 19.000 lira olduğu en ağır durumda 4.500 lira. 17.500 oldu. 17.200 liralık asgari ücret 4 ayda aldığı zammı kendileri yok etti. O yüzden şimdi Temmuz'da asgari ücrete bir ara zam almak durumundayız. Bunu yaparken KOBİ'lerimizi, sanayicilerimizi mağdur etmeyeceğiz. İlan edeceğimiz paketle, KOBİ'ye, sanayiciye, bilhassa küçük esnafa artan asgari ücretin yükünü sırtlarına koymayacak prim ve vergi teşviğiyle bu ülke onların sırtından alacağız. İşvereni yüzünü güldüreceğiz, emekçinin de ara zammını alacağız. Ara zam hakkımızı söke söke alacağız.“ dedi.

















