Türkiye Büyük Millet Meclisi 30. Başkanı Numan Kurtulmuş konuşmasının devamında: “TBMM başkanı Numan kurtulmuş
Sayın Bakanım, değerli milletvekili arkadaşlarım, Bursa Uludağ Üniversitesi’nin saygıdeğer öğretim üyeleri, sevgili gençler ve değerli öğrenciler; hepinizi en içten duygularımla, saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Siyasi hayatım boyunca en keyif aldığım konuşmalar, üniversitelerin çatısı altında gerçekleştirdiğim konuşmalar olmuştur. Bursa Uludağ Üniversitesi’nden böyle anlamlı bir davet geldiğinde de çok kısa bir süre içinde bu davete icabet ettim. Burada, aranızda bulunmaktan ve güzel Bursa’da olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek isterim. Küçük yaşlarımızdan itibaren bu toprakların manevi ikliminde; büyük insanlar, şehitler, âlimler ve hakîm şahsiyetlerin bıraktığı mirasın gölgesinde yetişmiş bir milletin mensupları olarak böyle bir şehirde bulunmaktan fevkalade büyük bir mutluluk duyuyorum. Bursa, yalnızca tarihî ve kültürel zenginliğiyle değil; sanayiden tarıma, üretimden ihracata kadar birçok alanda sahip olduğu güçlü potansiyelle Türkiye’nin seçkin şehirlerinden biridir. Bu şehrin önemli bir yükseköğretim kurumu olan Bursa Uludağ Üniversitesi de bugün 60 bini aşkın öğrencisi, 15 fakültesi ve 15 meslek yüksekokuluyla ülkemizin önde gelen üniversiteleri arasında yer almaktadır. Ümit ederim ki üniversitemiz, uluslararası akademik rekabette daha da ileriye giderek insanlığın ihtiyaç duyduğu yeni fikirlerin, buluşların ve atılımların öncüsü olmaya devam edecektir.
Bugünkü konumuz küresel adalet arayışıdır. Adalet, hakkaniyet ve insani değerlerin yaygınlaşması meselesi insanlık tarihinin en temel ortak arayışlarından biridir. Her dönemde adalet ihtiyacı, haksızlıkların, çifte standartların, zulüm ve baskıların varlığıyla daha görünür hâle gelmiş ve insanlık, bu arayış sayesinde ortak bir vicdan geliştirmiştir. İçinde bulunduğumuz çağ da zorlu bir dönemdir. Küresel ölçekte birçok alanda dengelerin sarsıldığı, sistemlerin yeniden şekillendiği bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte en temel ihtiyaç adalettir. Adalet arayışını küresel bir zemine taşımak, Türkiye olarak ve vicdan sahibi insanlar olarak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün dünyada en temel adaletsizliklerden biri, zengin ile fakir arasındaki uçurumun giderek büyümesidir. Küresel iklim değişikliğiyle birlikte ortaya çıkan kuraklık, açlık, kıtlık ve su krizi gibi sorunlar, gelir adaletsizliğini daha derin bir yoksulluk krizine dönüştürmektedir. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde birini oluşturan en zengin kesimin, küresel servetin yaklaşık yarısına sahip olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Öte yandan, yüz milyonlarca insan temel insani ihtiyaçlara dahi erişememektedir. Bu durum kabul edilebilir değildir.
İklim krizleri ve benzeri küresel sorunlar bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Bunun yanında, küresel ekonomik sistemin bazı yapısal sorunları da bu adaletsizliği derinleştirmektedir. Vahşi kapitalizm olarak tanımlanabilecek kontrolsüz finansal düzen, servetin çok küçük bir azınlıkta yoğunlaşmasına neden olmaktadır.
Savaşlar ve küresel krizler de bu adaletsizliği artırmaktadır. Çoğu zaman savaşların yalnızca siyasi ve insani boyutunu konuşuyoruz; ancak petrol piyasaları, sermaye piyasaları ve küresel borsalarda ortaya çıkan devasa kazanç ve dalgalanmalar yeterince tartışılmamaktadır. Bu durum, savaşların bazı çevreler için aynı zamanda ekonomik bir kazanç alanına dönüştüğünü göstermektedir.
Bugün dünya ekonomisini yönettiği düşünülen birçok uluslararası kurumun da etkisi tartışmalıdır. Dünya Bankası ve IMF gibi kurumların, kuruluş amaçlarından uzaklaştığı ve daha çok finansal çıkar ilişkileri içinde değerlendirildiği yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Bu nedenle küresel adalet arayışının en önemli başlıklarından biri, yeni bir ekonomik mimarinin inşa edilmesidir. Daha adil, daha dengeli ve tüm insanlığa hizmet eden küresel kurumlara ihtiyaç vardır.
Diğer önemli bir mesele ise küresel siyasi mimarideki adaletsizliklerdir. Bugün dünyada savaşlar, çatışmalar ve insan hakları ihlalleri artmaktadır. Buna rağmen bu adaletsizliklere karşı etkili ve caydırıcı bir küresel mekanizma bulunmamaktadır.
Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların varlığına rağmen, bu yapıların barışı tesis etme ve savaşları önleme konusunda yeterince etkili olamadığı yönünde ciddi eleştiriler vardır. Özellikle Gazze’de yaşanan ve insanlık tarihinin en ağır insani trajedilerinden biri olan süreçte uluslararası sistemin yetersizliği açıkça görülmüştür. Uluslararası hukuk ve kurumların etkisinin zayıfladığı, kararların uygulanmasında ciddi sorunlar yaşandığı bir dönemdeyiz. Buna rağmen dünya vicdanı tamamen sessiz değildir; pek çok ülkede ve toplumda bu adaletsizliklere karşı güçlü tepkiler yükselmektedir. Öte yandan, uluslararası sistemin yön kaybı yaşadığı, kurumların zayıfladığı ve ortak değerlerin aşındığı da görülmektedir. Barış, insan hakları ve egemen eşitlik gibi kavramların sahadaki karşılığı giderek zayıflamaktadır. Buna rağmen dünya genelinde vicdan sahibi insanlar ve toplumlar bu çifte standartlara karşı seslerini yükseltmeye devam etmektedir. Bu sorumluluğu taşıyacak birikime, irfana ve hikmete sahip olduğumuza yürekten inanıyorum. Küresel adaletsizliklerin bir diğer önemli boyutu da siyasal alandaki düzensizliklerdir.
Bugün geldiğimiz noktada Türkiye, hak arayışının merkezlerinden biri olma yolunda ilerlemektedir. Katıldığımız uluslararası toplantılarda bunu açıkça görmekteyiz. NATO Meclis Başkanları Toplantısı gibi platformlarda Türkiye’nin ortaya koyduğu duruş, birçok ülke tarafından dikkatle takip edilmektedir. Brüksel’de yaptığım bir konuşmada Filistin meselesine ve Gazze’de yaşanan insanlık dramına açıkça dikkat çekmiş, bu çerçevede güçlü bir tutum ortaya koymuştum. Sonrasında birçok meclis başkanının bu yaklaşımı takdir ettiğine şahit olduk. Bugün Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde küresel adalet arayışının güçlü bir sesi hâline gelmiştir. “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımı da bu duruşun en önemli ifadesidir. Sonuç olarak, dünyanın yeni bir ekonomik, siyasal ve ahlaki mimariye ihtiyacı vardır. Bu mimari; yalnızca güçlüleri değil, tüm insanlığı esas alan daha adil bir düzeni hedeflemelidir.” dedi.






















