Bursa’da sabah saatlerinde evden çıkmak, artık sadece bir yere yetişme telaşı değil; aynı zamanda sabır, strateji ve bolca zaman gerektiren bir mücadeleye dönüştü. Acemler Kavşağı’nda dakikalarca kıpırdamadan beklemek, Nilüfer’den Organize Sanayi’ye gitmek için neredeyse bir mesai süresi harcamak, bu şehrin sıradan sabah rutinlerinden biri haline geldi.
Trafik sıkışıklığı Bursa’nın artık kronikleşmiş bir yarası. Üstelik bu sadece özel araç sahiplerinin değil, toplu taşıma kullananların da ortak derdi. Metroda ayakta, omuz omuza yolculuk etmek, otobüs duraklarında dakikalarca beklemek, sonra da gelen aracın doluluğu nedeniyle binememek… Bu şehirde ulaşım, bir hizmet değil, bir sınav gibi. Ancak mesele sadece zaman kaybı değil. Bursa’da ulaşım, cebimizi de yakıyor.
Peki bu fiyatlar karşılığında ne alıyoruz? Tıkanan kavşaklar, yetersiz seferler ve dar yollar. Yeni açılan mahallelerde toplu taşıma bağlantısı yok denecek kadar az. Kırsaldan merkeze ulaşmak ise hem zaman hem de maliyet açısından ciddi bir yük.
Bursa, sanayi gücüyle övünen bir şehir. Ancak bu gücün taşıyıcısı olan ulaşım altyapısı, yıllardır aynı yerde sayıyor. Ne raylı sistemler genişletilebildi, ne de alternatif ulaşım çözümleri geliştirilebildi. Her yeni yol, birkaç ay içinde yine tıkanıyor. Çünkü sorun sadece yol değil; sorun, planlama eksikliği.
Bu şehirde artık bir karar verilmesi gerekiyor: Ulaşım bir lüks mü, yoksa temel bir hak mı? Eğer haksa, bu hakkın erişilebilir, ekonomik ve insanca olması gerekmez mi?
Bursa’nın trafiği sadece araçları değil, insanları da sıkıştırıyor. Ve bu sıkışıklık, sadece yollarda değil; gündelik yaşamın her anında hissediliyor.
























