TÜİK geçen Şubat'ta inşaat sektörü güven endeksini açıkladı: 83,9. Hatırlatalım, 100'ün altı kötümserlik demek. Yani sektörün kendi içindeki aktörler bile işlerin iyi gitmediğini söylüyor. Ama bunu sormak için ankete gerek yok; sokağa çıkıp bir kiracıyla, bir müteahhitle ya da konut kredisi almaya çalışan bir çift ile beş dakika konuşmak yeterli.
Aralık 2025'te yasal kira artış oranı yüzde 35,91 oldu. Yüzde otuz beş. Bu, aylık geliri asgari ücret civarında olan milyonlarca vatandaş için ne anlama geliyor, bunu bir düşünün. İstanbul'da iki oda bir salona ödenen kira artık birçok ailenin aylık gelirinin yarısını aşıyor. Kiraya para yetiştiremeyenler şehir merkezinden çekilip saatlerce uzağa taşınıyor; sabah 6'da kalkıp iş yerine ulaşmaya çalışıyor.
Gerçek veri: TÜİK'e göre Aralık 2025 kira artış oranı %35,91. İnşaat sektörü güven endeksi Şubat 2026'da 83,9 puana geriledi. Türkiye'de yaklaşık 6 milyon konut riskli olarak tespit edilmiş durumda.
Peki inşaat sektörü bu tabloda ne yapıyor? Yapıyor, ama kimin için yaptığı kritik soru. 2026 yılı inşaat maliyet endeksi verilerine bakıldığında işçilik maliyetlerinin malzeme artışının bile önüne geçtiği görülüyor. Bu da şu anlama geliyor: inşaat yapmak giderek pahalanıyor. Peki bu maliyet kime yansıyor? Müteahhide değil, alıcıya. Alıcıya değil, kiracıya. Ve en sonunda sokaktaki insana.
Üstelik bu tablonun üzerine bir de deprem gerçeği binmiş durumda. Ülkemizde yaklaşık 6 milyon konutun riskli olduğu tahmin ediliyor. Kentsel dönüşüm hem bu sorunu çözecek hem de konut açığını kapatacak diye sunuluyor. Güzel. Ama dönüşüm sonrası yapılan konutların büyük çoğunluğu piyasa fiyatıyla satışa çıkıyor. Yani depreme dayanıksız evde oturan, orta gelirli yurttaş; dönüşümden sonra aynı yerde oturacak parayı bulamıyor.
Sonuç ortada: inşaat sektörü üretiyor, ama ürettikleri vatandaşa ulaşmıyor. Ev, barınak olmaktan çıkıp finansal bir enstrümana dönüştü. Konut meselesi artık bir çatı altında yaşama hakkı değil, portföy yönetimi meselesi hâline geldi. Ve biz, bu denklemin içinde her geçen yıl biraz daha kiracıya, biraz daha borçluya, biraz daha evsiz adayına dönüşüyoruz.
Çözüm mü? Gerçek, erişilebilir sosyal konut. Spekülasyonu değil, barınmayı merkeze alan imar politikası. Ve dürüstçe konuşmayı göze alabilen bir siyasi irade. Bunlar olmadan güven endeksi 83,9'dan 50'ye de düşse, kira yüzde 50 de artsa, şaşırmamak gerekir.



























