Bir Mesaj Eksik At, Bir Kapı Fazla Çal!
Ben Gümüşhane’nin Şiran ilçesine bağlı Akbulak Köyü’nde doğdum.
Bayramları ilk orada öğrendim.
Bayram sabahları daha güneş doğmadan evde bir hareket başlardı. Ayağımıza bayram için yeni alınmış kara lastik ayakkabıları giyerdik. Babaannemizin kendi elleriyle ördüğü kazakları geçirirdik sırtımıza. Saçlarımızı özenle yana tarardık.
Henüz 6–7 yaşlarındaydık.
Sonra koşarak camiye giderdik.
Yolda bizim gibi çocuklar olurdu. Kimimizin ayakkabısı biraz büyük, kimimizin kazağı biraz bol… Ama o sabah hiçbirimizin eksiği yoktu.
Çünkü bayram, insanı eşitleyen bir sevinçti.
Cami çıkışı büyüklerin elleri öpülür, eve dönüşte ceplere harçlık sıkışırdı. Sofralar kurulurdu.
Ve o sofralarda sadece yemek yenmezdi.
Hatıralar paylaşılırdı.
Kırgınlıklar unutulurdu.
İnsan insana yaklaşırdı.
Aradan yıllar geçti.
Hayat bizi Bursa’ya getirdi.
Ve Bursa…
Bursa da sıradan bir şehir değildir.
Kadimdir.
Mahalle kültürü vardır. Bayram sabahı hareketliliği vardır. Kapı kapı dolaşmalar, büyük ziyaretleri, çocuk sesleri…
Ben bunları Bursa’nın Fidyekızık Mahallesi’nde de gördüm.
Ama bugün dönüp baktığımda…
Hem Akbulak’ta…
Hem Bursa’da…
Bayramların değiştiğini görüyorum maalesef.
Eskiden insanlar bayramı birbirine giderken yaşardı.
Bugün çoğu zaman ekranlara bakarak geçiriyoruz.
Bir zamanlar kapı çalarak edilen bayram tebriği, şimdi tek tuşla gönderilen mesajlara dönüştü.
Sosyal medyada kutlamalar çoğaldı.
Ama sanki birbirimize dokunduğumuz anlar azaldı.
Teknolojiye karşı değilim.
Ama bazı şeylerin yerini hiçbir teknoloji dolduramıyor.
Bir büyüğün elini tutup:
“Bayramın mübarek olsun.”
demenin…
Bir çocuğun kapıya gelip şeker istemesinin…
Yıllardır görüşmediğin bir akrabayla aynı çayı paylaşmanın…
Karşılığı yok.
Çünkü bayram yalnızca tatil değildir.
Bayram, durup birbirimizi yeniden hatırlama günüdür.
O yüzden bu bayram bir teklifim var.
Bir mesaj eksik at.
Bir kapı fazla çal.
Telefonu biraz bırak.
Çocukları al.
Büyükleri ziyaret et.
Bir sofraya otur.
Bir gönül al.
Özellikle büyükler…
Yeni nesile bayramın sadece tatil olmadığını anlatsın.
Çocuklara bayram sabahı heyecanını göstersin.
El öpmeyi…
Hâl hatır sormayı…
Birlikte oturmayı…
Paylaşmayı…
Hatırlatsın.
Çünkü bu millet en zor zamanları bile aynı sofrada oturarak, aynı selamı vererek, aynı bayramı yaşayarak atlattı.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey budur:
Bir olmak.
Barışmak.
Hatırlamak.
Ve yeniden…
Birbirimizin kapısını çalmak.
Hayırlı Bayramlar.
.png)




























