CHP, Deve Dikeni Hikâyesini Hatırlatıyor...
Kendi Kendini Tüketen Siyasetin Kimseye Faydası Olmaz
Halk arasında yıllardır anlatılan ibretlik bir hikâye vardır...
Derler ki; deve, çölde en çok dikenli otları sever. Dikeni yedikçe ağzı ve dili kanar. Akan kendi kanı dikenle karışınca farklı bir tat alır. Deve ise o tadın kendi kanından değil, yediği dikenden geldiğini zanneder. Daha fazla diken yemeye devam eder. Kan kaybettikçe daha çok yer, daha çok yedikçe daha fazla kan kaybeder... Sonunda da kendi kanını tüketerek gücünü kaybeder.
Gerçek hayatta bunun bilimsel doğruluğu tartışılabilir.
Ama siyaset için son derece güçlü bir metafordur.
Çünkü bazen insanlar da, kurumlar da, siyasi partiler de kendilerine zarar veren süreci fark edemezler.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşanan tablo bana tam da bu hikâyeyi hatırlatıyor.
2024 yerel seçimlerinden sonra CHP uzun yıllardır yakalayamadığı bir siyasi başarı elde etti.
Türkiye'nin birinci partisi oldu.
Başta İstanbul, Ankara,Bursa ve İzmir olmak üzere birçok büyükşehirde önemli başarılar kazandı.
Toplumda ilk kez ciddi şekilde şu soru sorulmaya başlandı:
"Acaba CHP artık iktidarın gerçek alternatifi olabilir mi?"
Aslında bu, CHP açısından tarihi bir fırsattı.
Ancak ne olduysa bundan sonra oldu.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması...
Ardından CHP'li belediye başkanlarına yönelik soruşturmalar...
Peş peşe gelen tutuklamalar...
Özgür Özel'in Türkiye'nin dört bir yanında düzenlediği mitingler...
Sonrasında kurultay tartışmaları...
"Mutlak butlan" kararı...
Genel başkanlık değişimi...
Ve en sonunda Özgür Özel'in CHP'den ayrılarak **Yeni Yol Partisi'ni kuracağını açıklaması...
Türk siyaseti birkaç ay içerisinde onlarca yıl konuşulacak gelişmelere sahne oldu.
Ancak bütün bu yaşananların ötesinde beni düşündüren başka bir konu var.
CHP, enerjisini iktidarla mücadeleye mi harcıyor, yoksa kendi içinde mi tüketiyor?
İşte toplumun önemli bir kesimi bugün bu soruyu soruyor.
Sokakta vatandaşlarla konuştuğunuzda en çok duyduğunuz cümlelerden biri şu oluyor:
"İşte CHP bu yüzden iktidar olamıyor."
Bu cümleyi kuranların tamamı AK Parti seçmeni değil.
İçlerinde CHP'ye yıllarca oy vermiş insanlar da var.
Çünkü seçmenin önemli bir bölümü, sürekli kendi içinde tartışan, birbirini suçlayan ve kamuoyu önünde hesaplaşan bir muhalefetin ülkeyi yönetme konusunda güven vermediğini düşünüyor.
Elbette siyasi partilerde fikir ayrılıkları olur.
Liderlik yarışları yaşanır.
Eleştiriler yapılır.
Bunlar demokrasinin doğal parçalarıdır.
Ama bir siyasi hareketin bütün enerjisini kendi iç kavgasına harcaması, işte o noktada sorun başlar.
İşte burada yine deve hikâyesine dönüyoruz.
CHP, sanki deve dikenini yemeye devam ediyor.
Her yeni tartışma...
Her yeni ayrılık...
Her yeni karşılıklı açıklama...
Partiye biraz daha güç kaybettiriyor.
Ama o tartışmaların verdiği kısa süreli siyasi tat, belki de yaşanan kan kaybını görmeyi zorlaştırıyor.
Bir süre sonra rakiple mücadele etmek yerine, insan kendi enerjisini tüketmeye başlıyor.
AK Parti cephesine baktığımızda ise bambaşka bir tablo görüyoruz.
İktidar, CHP'nin yaşadığı bu sürece büyük ölçüde dışarıdan bakmayı tercih ediyor.
Çok sert müdahaleler yerine gelişmeleri izleyen bir strateji uyguluyor.
Bu da deneyimli siyasetin önemli kurallarından biridir.
Bazen en güçlü hamle, rakibinizin kendi hatalarını yapmasını beklemektir. Ak Parti de bunu çok iyi kullanan bir parti.
Ben inanıyorum ki seçim süreci yaklaştığında AK Parti, bugün CHP'de yaşanan bu tabloyu mutlaka siyasi kampanyalarında kullanacaktır.
Çünkü seçimler yalnızca vaatlerle kazanılmaz.
Rakibinizin zaafları da siyasetin en önemli propaganda malzemelerinden biridir.
"Türkiye'yi yönetmeye talip olanlar önce kendi partilerini yönetebilmeli."
Bu söylemi önümüzdeki seçim döneminde sıkça duyarsak kimse şaşırmamalı.
Çünkü bugünkü tablo, böyle bir siyasi söylem için güçlü bir zemin oluşturuyor.
Özgür Özel'in kurduğu Yeni Yol Partisi ise Türk siyasetinde yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor.
Dünya demokrasi tarihinde büyük partilerden ayrılarak yeni hareketler kuran birçok lider oldu.
Kimileri başarılı oldu.
Kimileri ise kısa sürede siyasi tarihin dipnotlarında kaldı.
Yeni Yol'un hangi gruba gireceğini ise zaman gösterecek.
Asıl mesele, CHP'den kaç milletvekili transfer edeceği değil...
Topluma yeni bir umut, yeni bir vizyon ve yeni bir güven sunup sunamayacağıdır.
Son sözüm yalnızca CHP'ye değil...
Bütün siyasi partilere...
Demokrasi, yalnızca rakibinizi eleştirerek güçlenmez.
Önce kendi içinizde sağlam durmanız gerekir.
Çünkü bir siyasi hareket, rakibinden önce kendi içinde yıpranmaya başlarsa, en büyük zararı yine kendisi görür.
Belki de bugün CHP'nin önündeki en büyük tehlike budur.
Halk arasında anlatılan deve hikâyesindeki gibi, kendi gücünü tüketirken bunu fark edememek...
Deve Dikeni Kimdi?
Benim bu yazıdaki "deve dikeni" benzetmesiyle anlatmak istediğim kişi, Kemal Kılıçdaroğlu'nun son dönemde izlediği siyasi tutumdur.
CHP'yi yaklaşık 13 yıl yöneten Kılıçdaroğlu, kuşkusuz partinin yakın tarihine damga vurmuş en önemli isimlerden biridir. Ancak siyaset, yalnızca görevde geçirilen süreyle değil, geride bırakılan tabloyla da değerlendirilir.
Bugün CHP'nin yaşadığı ayrışmanın, parti içi güven krizinin ve bölünmenin önemli dönüm noktalarından biri olarak Kılıçdaroğlu'nun son dönemde aldığı siyasi pozisyonun tarihe geçeceğini düşünüyorum.
Özellikle kamuoyunda yaygın olan değerlendirme, olağan siyasi süreç devam etse ve yeniden bir kurultay yapılsaydı, Kemal Kılıçdaroğlu'nun delegelerin çoğunluğunun desteğini yeniden almasının oldukça zor olacağı yönündeydi. Bu nedenle yaşanan süreç, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi meşruiyet tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Kılıçdaroğlu son açıklamalarında parti içinde "arınma" ihtiyacından söz ediyor.
Tam da bu noktada kamuoyunun sormakta haklı olduğu bir soru var:
Bugün hakkında tartışmalar yürütülen, haklarında soruşturmalar açılan ya da kamuoyunda çeşitli iddialarla gündeme gelen belediye başkanlarının ve yerel yönetim kadrolarının önemli bir bölümü, sizin genel başkanlığınız döneminde aday gösterilmedi mi?
Eğer bugün parti içinde bir arınmadan söz ediliyorsa, bunun siyasi sorumluluğunun da geçmiş yönetimlerden tamamen bağımsız değerlendirilemeyeceği açıktır.
Bu, herhangi bir kişi hakkında suç isnadı değildir. Bir siyasal liderin, yönettiği dönemin başarıları kadar eksiklikleri ve tercihleri konusunda da siyasi sorumluluk taşıdığına ilişkin bir değerlendirmedir.
Sonuç olarak, bana göre CHP bugün kendi içinde yaşadığı bu büyük kırılmanın bedelini ödemektedir. Eğer bu tablo değişmez, parti kendi iç hesaplaşmalarını geride bırakıp yeniden seçmenin gündemine odaklanamazsa, ciddi bir oy kaybı yaşaması sürpriz olmayacaktır.
Ve siyasetin değişmeyen kuralı bir kez daha işleyecektir:
Muhalefet kendi içinde bölündüğünde, bundan en fazla fayda sağlayan taraf çoğu zaman iktidar olur.
























