SAVAŞ BİTTİ, PEKİ KAZANAN KİM?
Dünya aylardır Ortadoğu'dan gelen haberlerle yatıp kalkıyordu. Petrol fiyatlarından borsalara, turizmden uluslararası ticarete kadar hemen her alanı etkileyen ABD-İran gerilimi, nihayet diplomasi masasının yeniden kurulmasıyla farklı bir evreye geçti.
Silahların susması elbette sevindirici.
Ancak bugün herkesin sorması gereken asıl soru şu:
Bu savaşın kazananı kim oldu?
Çünkü savaşlar bazen cephede değil, masada kaybedilir. Bazen de askeri olarak güçlü görünen taraflar, siyasi ve diplomatik anlamda umduklarını elde edemez.
İSRAİL SAHADA İSTEDİĞİNİ ALABİLDİ Mİ?
Savaşın en dikkat çekici sonuçlarından biri İsrail cephesinde ortaya çıktı.
İsrail, İran'ın bölgesel etkisini tamamen kırmayı, nükleer programını uzun yıllar boyunca devre dışı bırakmayı ve güvenlik tehditlerini ortadan kaldırmayı hedefliyordu. Ancak bugün gelinen noktada İran yönetimi ayakta, devlet mekanizması çalışıyor ve bölgedeki güç dengesi tamamen değişmiş değil.
Başka bir ifadeyle;
İsrail büyük askeri operasyonlar gerçekleştirdi ancak siyasi hedeflerinin tamamına ulaşamadı.
Ortadoğu'nun gerçekleri bir kez daha gösterdi ki, askeri güç her zaman siyasi sonuç üretmiyor.
GAZZE'DE KAZANAN OLMADI
İsrail açısından daha önemli bir başka başlık ise Gazze oldu.
Gazze'de yaşanan yıkımın boyutu tarihe geçecek düzeydeydi. Şehirler yerle bir oldu, altyapı çöktü, on binlerce insan hayatını kaybetti veya evsiz kaldı.
Ancak bütün bu askeri üstünlüğe rağmen ortaya çıkan tablo İsrail açısından beklenen sonucu vermedi.
Çünkü modern dünyada savaşlar artık sadece cephede değil, ekranlarda da yaşanıyor.
Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan Gazze'den gelen görüntüleri izledi. Üniversitelerde protestolar düzenlendi, Avrupa'nın birçok kentinde yüz binlerce kişi sokaklara çıktı. Birçok ülkede hükümetler üzerinde baskı oluştu.
Sonuç olarak;
Gazze fiziki olarak büyük ölçüde yıkıma uğrarken, uluslararası kamuoyu nezdinde itibar kaybı yaşayan taraf İsrail oldu.
Askeri üstünlük ile diplomatik meşruiyetin aynı şey olmadığı bir kez daha görüldü.
ABD NE KAZANDI?
Washington açısından bakıldığında temel hedef, İran'ın kontrolsüz şekilde büyüyen nükleer programını yeniden uluslararası denetim mekanizmalarına dahil etmekti.
ABD bunu büyük ölçüde başardı.
Ancak Amerika da uzun süreli ve maliyeti yüksek yeni bir Ortadoğu savaşının içerisine çekilmek istemiyordu.
Bu nedenle diplomasi masasına dönülmesi aslında Washington'ın da tercih ettiği senaryo oldu.
EKONOMİ ŞİMDİ NEFES ALACAK
Savaşın sona ermesiyle birlikte gözler yeniden ekonomiye çevrildi.
Hürmüz Boğazı'nın açık kalması, enerji sevkiyatlarının normale dönmesi ve bölgesel risklerin azalması dünya ekonomisi açısından son derece kritik.
Önümüzdeki dönemde;
Petrol fiyatlarında daha istikrarlı bir seyir,
Küresel enflasyonda kısmi gerileme,
Turizm hareketliliğinde artış,
Uluslararası yatırımlarda yeniden canlanma
bekleniyor.
Özellikle enerji ithalatçısı ülkeler için bu gelişme önemli bir rahatlama sağlayacaktır.
TÜRKİYE'NİN ROLÜ
Bu süreçte Türkiye'nin tavrı dikkat çekiciydi.
Ankara savaşın başından itibaren diplomasi kanallarının açık tutulmasını savundu. Bölgesel çatışmanın büyümesinin sadece Ortadoğu'yu değil Avrupa'yı, Asya'yı ve dünya ekonomisini de etkileyeceğini vurguladı.
Türkiye'nin yanı sıra Katar, Pakistan ve bazı Körfez ülkelerinin yürüttüğü diplomatik girişimler de tarafların yeniden müzakere masasına dönmesinde etkili oldu.
Barışın kalıcı hale gelmesinde bölge ülkelerinin üstlendiği bu rol küçümsenmemelidir.
DÜNYAYI NASIL BİR DÖNEM BEKLİYOR?
Önümüzdeki dönemde dünya yeni bir fırsatla karşı karşıya.
Eğer taraflar anlaşmalara sadık kalırsa, Ortadoğu yıllardır özlemini çektiği ekonomik kalkınma ve istikrar sürecine girebilir.
Ancak unutulmamalıdır ki bölgede yaşanan sorunların büyük bölümü sadece askeri değil, siyasi ve toplumsal sorunlardır.
Bu nedenle gerçek barış, silahların susmasından çok daha fazlasını gerektiriyor.
Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki;
İran ayakta kaldı.
ABD istediği büyük savaşa girmeden masaya döndü.
İsrail askeri gücünü gösterdi ancak hem Gazze'de hem uluslararası kamuoyunda ciddi bir tartışmanın merkezine yerleşti.
Ve belki de en önemlisi;
Ortadoğu bir kez daha savaşın değil, diplomasinin kazandırdığını dünyaya göstermiş oldu.
Çünkü savaşın sonunda kazanan bir taraf bulunabilir.
Ama barışın sonunda kazanan herkes olur.



























