Ankara'dan Dünyaya Verilen Mesaj: Yeni Düzenin Merkezinde Türkiye Var
Dünya siyaseti bazen savaş meydanlarında, bazen de diplomasi masalarında yeniden şekillenir. Bu hafta o masanın kurulduğu adres ise Ankara oldu.
32 NATO üyesi ülkenin liderlerini aynı çatı altında buluşturan NATO Zirvesi, yalnızca güvenlik politikalarının konuşulduğu rutin bir toplantı değildi. Bu zirve, küresel güç dengelerinin yeniden yazıldığı, yeni ittifakların şekillendiği ve geleceğin güvenlik mimarisinin tartışıldığı tarihi bir buluşma olarak kayıtlara geçti. ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye ziyareti ise bu zirvenin en dikkat çekici başlıklarından biri oldu.
Bir gerçeği artık herkes kabul etmek zorunda.
Türkiye artık sadece NATO'nun bir üyesi değil, NATO'nun vazgeçilmez ülkelerinden biridir.
Yıllar boyunca Türkiye'nin Batı ile ilişkileri üzerinden yapılan tartışmaların bugün geldiği noktaya baktığımızda, Ankara'nın artık yalnızca kararları takip eden değil, kararların alındığı merkezlerden biri haline geldiğini görüyoruz.
Trump'ın Ankara'ya gelişi de sıradan bir diplomatik ziyaret olarak okunamaz.
ABD Başkanı'nın, göreve geldikten sonra Türkiye'yi ziyaret etmesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmeler ve zirve boyunca verilen mesajlar; Washington-Ankara hattının yeniden stratejik bir zemine oturduğunu gösteriyor. Özellikle savunma sanayii, NATO'nun yeni güvenlik vizyonu ve bölgesel krizler konusunda Türkiye'nin masanın en güçlü aktörlerinden biri olduğu açık şekilde hissedildi.
Bugün Karadeniz'den Kafkasya'ya…
Orta Doğu'dan Doğu Akdeniz'e…
Balkanlar'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş coğrafyada Türkiye olmadan kalıcı bir denklem kurulamıyor.
Bu durum yalnızca bizim söylediğimiz bir değerlendirme değil.
Dünyanın en güçlü askeri ittifakının Ankara'da toplanması bile bunun en somut göstergesidir.
Elbette zirvenin önemli gündem maddeleri vardı.
Rusya-Ukrayna savaşı…
Avrupa'nın savunma harcamaları…
NATO'nun yeni askeri yapılanması…
İran sonrası oluşan güvenlik dengeleri…
Savunma sanayii yatırımları…
Ancak bu başlıkların tamamının kesiştiği ortak nokta yine Türkiye oldu. NATO'nun savunma kapasitesini artırmaya yönelik milyarlarca dolarlık yeni projeler açıklanırken Türkiye'nin hem coğrafi hem de askeri önemi bir kez daha öne çıktı.
Özellikle son yıllarda yerli ve milli savunma sanayiinde atılan adımların bugün uluslararası platformlarda nasıl karşılık bulduğunu görmek de ayrıca dikkat çekici.
Bir dönem ambargolarla karşı karşıya bırakılmaya çalışılan Türkiye, bugün savunma teknolojileri konuşulurken örnek gösterilen ülkeler arasında yer alıyor.
Daha önemlisi ise şudur…
Türkiye artık kriz üreten değil, kriz çözen ülkeler arasında anılıyor.
Rusya ile konuşabilen…
Ukrayna ile konuşabilen…
Avrupa ile diyalog kurabilen…
ABD ile stratejik ortaklığını sürdürebilen…
Orta Doğu'da hemen her aktörle temas edebilen ender ülkelerden biri haline geldik.
İşte diplomatik gücün gerçek karşılığı budur.
Trump'ın Ankara temaslarının ekonomik yansımalarını da önümüzdeki süreçte daha net göreceğiz.
Savunma sanayii başta olmak üzere enerji, ticaret ve yatırım alanlarında yeni iş birliklerinin gündeme gelmesi sürpriz olmayacaktır. Özellikle Türkiye-ABD ilişkilerinde son yıllarda tartışılan bazı başlıkların yeniden müzakere edilmesi ihtimali de güçlenmiş durumda.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var.
Diplomaside kalıcı dostluklar yoktur.
Kalıcı çıkarlar vardır.
Türkiye de artık duygusal reflekslerle değil, milli çıkarlarını merkeze alan çok yönlü dış politika anlayışıyla hareket ediyor.
Belki de Ankara Zirvesi'nin dünyaya verdiği en güçlü mesaj tam da buydu.
Türkiye artık yalnızca bulunduğu coğrafyanın değil, küresel diplomasinin de merkez ülkelerinden biridir.
Ve görünen o ki önümüzdeki yıllarda Ankara'da yalnızca NATO zirveleri değil, dünyanın kaderini etkileyecek çok daha kritik görüşmelere de tanıklık edeceğiz.
Çünkü yeni dünya düzeninde güçlü olan sadece silah sahibi ülkeler değil; aynı zamanda herkesin konuşmak istediği ülkeler olacak.
Bugün o ülkelerden biri de hiç şüphesiz Türkiye'dir.


























