Ömer Aydoğdu
Reyting Uğruna Ahlak Aşınırken Sessiz Kalabilir miyiz?
Televizyon ekranlarında yayınlanan yapımlar, yalnızca izlenip geçilen kurgular değildir. Özellikle milyonlara ulaşan diziler, toplumun değer dünyasına doğrudan temas eder; hatta zamanla onu dönüştürme gücüne sahip olur. Bu nedenle NOW Televizyonu ekranlarında yayınlanan ve aile yapısını merkeze alıyor gibi görünüp onu temelden sarsan bir dizi, yalnızca bir “senaryo tercihi” olarak değerlendirilemez.
Söz konusu yapımda; aile kurumunu doğrudan zedeleyen ilişkiler, kardeşler arası sınırların yok sayıldığı kurgular ve Türk toplumunun ahlaki ile kültürel kodlarıyla açıkça çelişen durumlar, dramatik unsur adı altında olağanlaştırılmaktadır. Öyle ki dizinin adı başka bir şey olabilirdi; anlatılan hikâyeyle daha uyumlu olurdu. Çünkü izleyiciye sunulan şey masum bir duygu ya da insani bir zaaf değil, açık bir değer aşınmasıdır.
Asıl sorun, sorunlu ilişkilerin anlatılması değildir. Sorun; bu ilişkilerin sorgulanmadan, sonuçsuz bırakılarak ve empati kurulacak şekilde sunulmasıdır. Bu yaklaşım zamanla “olabilir”, “yaşanır”, “normal” algısı üretmekte; toplumun ahlaki sınırlarını bulanıklaştırmaktadır. Televizyonun bu gücü göz ardı edilemez.
Türk toplumunda aile; sadakat, mahremiyet ve emanet bilinci üzerine kuruludur. Bu değerlerin prime-time kuşağında, yüksek reyting hedefiyle sistemli biçimde aşındırılması “sanat özgürlüğü” kavramıyla açıklanamaz. Çünkü televizyon, bireysel bir tercih alanı değil, kamusal bir etki alanıdır. Aynı evde çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin maruz kaldığı içerikler, toplumsal hafızayı doğrudan şekillendirir.
Bu noktada sıkça dile getirilen “beğenmeyen izlemez” savunması da yetersizdir. Mesele yalnızca izleyenin tercihi değil, neyin normal kabul edildiği meselesidir. Topluma sunulan her içerik, ister istemez bir değer aktarımı yapar.
Bu yayınlar sürerken ister istemez şu soru akla gelmektedir:
Bu süreçte RTÜK nerededir?
RTÜK’ün görevi yalnızca ceza kesmek değil; toplumun ahlaki ve kültürel hassasiyetlerini gözetmek, özellikle çocukları ve gençleri korumaktır. Ancak aile yapısını doğrudan hedef alan bu tür senaryolar karşısındaki sessizlik, ciddi bir denetim zaafı algısı oluşturmaktadır. Bu suskunluk, ister istemez “görmezden gelme” tartışmasını da beraberinde getirmektedir.
Burada toplumun kendisine de bir soru sorması gerekir:
Her küçük meseleyi CİMER üzerinden şikâyet eden bir toplum, konu milli kültür ve toplumsal ahlak olunca neden sessiz kalmaktadır?
Ben bir gazeteci olarak bu rahatsızlığı köşemden dile getiriyorum. Ancak bu mesele yalnızca yazmakla sınırlı kalmamalıdır. Toplumsal refleks, demokratik yollarla ortaya konulmalıdır. Milli kültürümüzü, aile yapımızı ve toplumsal ahlakımızı aşındıran bu tür yapımların CİMER üzerinden ilgili kurumlara bildirilmesi, bir vatandaşlık sorumluluğudur. Sessizlik, çoğu zaman itirazdan daha güçlü bir onay gibi algılanmaktadır.
Burada çok önemli bir hususun altını özellikle çizmek gerekir. Bu eleştiri; dizilerde rol alan oyunculara, emek veren teknik ekiplere ya da sanatın kendisine yönelik değildir. Sanata ve sanatçıya saygımız tamdır. Ancak tam da bu saygı nedeniyle, toplumun ahlaki ve kültürel dokusunu zedeleyen hikâyelerin üretilmemesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bu nedenle çağrımız nettir ve nezaket çerçevesindedir: Lütfen bu tür dizileri ne yazın, ne çekin, ne de oynayın. Çünkü sanat; aileyi yıkmak, değerleri aşındırmak için değil, insanı ve toplumu yüceltmek için vardır.
Son olarak sözümü doğrudan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yöneltmek istiyorum.
Sayın Cumhurbaşkanım; sizlerin önerisiyle Aile Yılı ilan edildi , iyi de oldu. Ancak, aileyi korumak yerine parçalayan, Türk toplumunun ahlaki ve kültürel değerlerini zedeleyen bu tür dizilerin yayınlanması ciddi bir çelişkidir. Bu yapımlar aile kurumuna zarar vermekte, kültürel hafızayı aşındırmaktadır. Bu nedenle söz konusu dizilerin yayından kaldırılması ve görevini layıkıyla yerine getirmeyen RTÜK’e gerekli uyarıların yapılması, kamuoyu adına meşru bir beklentidir.
Bugün ekranlarda normalleştirilen her sapma, yarın toplumsal hafızada derin izler bırakır. Reytingler kazanılabilir; ancak kaybedilen aile yapısı ve kültürel değerler geri getirilemez. Bu yüzden mesele bir dizi meselesi değil, toplum olarak nasıl bir gelecek istediğimiz meselesidir.




























