Bazen bir haber, sadece bir olaydan ibaret değildir. Bir annenin yüreğinde açılan geri dönüşü olmayan bir yaranın, bir ailenin omuzlarına çöken ağırlığın ve bir sistemin ihmallerinin sessiz bir çığlığıdır. Bursa’nın Gürsu ilçesinde yaşayan F.K’nın yaşadığı acı da tam olarak böyle bir hikâye… Sıradan bir ihmal değil, bedeli bir bebeğin hayatıyla ödenen bir hata iddiası.
F.K, gebeliği boyunca Kestel Devlet Hastanesi’nde düzenli olarak kontrollerine gitti. Ancak iddiasına göre takip süreci olması gerektiği gibi ilerlemedi. 39. ve 40. haftalarda normal doğum için gerekli adımlar atılmadı; doktor tarafından hastanın hastane yatışı yapılmadı. “41. haftaya kadar bekletildim” diyor acılı anne… Bir annenin bu cümleyi kurarken ne hissettiğini tahmin etmek bile zor.
Kritik saatler, kritik kararlar…
F.K’nın aktardığına göre, 41. haftanın o erken sabah saatlerinde sancılar dayanılmaz hale geldiğinde, kendi imkânlarıyla hastaneye gitmek zorunda kaldı. Gece yarısı, korkuyla ve tek başına… Doğuma alındı, ama doğumun ardından yaşananlar ailesinin hayatını alt üst etti.
Bebek doğar doğmaz küveze alındı. Aileye verilen bilgi ise kahrediciydi: “Geç doğum nedeniyle anne karnında kendi dışkısını yedi ve zehirlendi.”
Tıp dünyasında “mekonyum aspirasyonu” olarak bilinen bu durum, çoğu zaman gecikmiş doğumlarda görülebilen, ancak erken müdahaleyle önlenebilecek bir risk. Tam da bu nedenle doğum sürecinin yakından takip edilmesi hayati önem taşıyor.
Bir annenin en büyük acısı
25 Kasım sabahı… F.K bu tarihte aldığı haberle hayatının en büyük yıkımını yaşadı. Bebeği hayata tutunamadı. Ve o cümle…
“Kendi ellerimle toprağa gömdüm.”
Bir annenin bu cümleyi kurması, bu ülkede kimsenin vicdanının rahat olmasına izin vermemeli. Çünkü bu sadece bir anne-baba dramı değil; sağlık sisteminin, ihmallerin, aksaklıkların ve sorumluluğun sorgulanması gereken bir tablo.
Aile adalet arıyor
Karameşe ailesi şimdi hukuki süreç başlatmaya hazırlanıyor. Hem yaşadıkları acının hem de ileri sürdükleri ihmalin takipçisi olma kararlılığındalar. Haklı olarak, “Sorumlular araştırılsın, ihmali olanlar cezasını bulsun” diyorlar.
Bu tür olaylar yalnızca bir dosya, bir rapor ya da bir soruşturma konusu değildir. Her birinin ardında geri gelmeyecek bir can, dağılmış bir aile hikâyesi, sarsılmış bir güven yatar.
Bu soruyu hepimiz sormalıyız
Bu olayda gerçekler, soruşturmalar ve tıbbi raporlar elbette gerçeği ortaya çıkaracaktır. Ancak şu soruyu sormadan geçemeyiz:
Bir bebeğin hayatı, bir annenin feryadı, bir ailenin dramı… Bunlar daha kaç kez ihmallerle gündeme gelecek?


























