Uluslararası ilişkiler tarihinde bazı savaşlar hızlı başlar ama uzun sürmez. Çünkü savaşın askeri boyutu kadar ekonomik ve jeopolitik maliyeti de vardır. ABD ile İran arasında son dönemde tırmanan askeri gerilim de böyle bir tabloyu andırıyor. İlk bakışta sert açıklamalar, füze saldırıları ve askeri hamleler çatışmanın büyüyebileceğini düşündürse de, sahadaki gelişmeler savaşın kalıcı bir bölgesel çatışmaya dönüşmek yerine sınırlı bir gerilim olarak kalabileceğine işaret ediyor. ABD de İran da savaşın bitmesi için gerekli şartları yavaş yavaş konuşmaya başladı.
Bu durumun arkasında üç temel neden var: ekonomik maliyet, küresel enerji dengesi ve
jeopolitik hesaplar.
Savaşın ekonomik maliyeti
Modern savaşların en önemli sınırı ekonomidir. ABD dünyanın en büyük askeri gücü olsa da, uzun süreli bir Orta Doğu savaşının maliyeti son derece yüksek olur. Irak ve Afganistan
savaşlarının ABD ekonomisine toplam maliyetinin trilyon dolar seviyesine ulaştığı biliniyor. Bu nedenle Washington yönetimi son yıllarda doğrudan askeri müdahaleler yerine sınırlı operasyonları tercih ediyor.
İran açısından durum daha da hassas. Ülke uzun yıllardır ağır ekonomik yaptırımlar altında. Petrol ihracatı kısıtlı, finans sistemi küresel piyasalara erişimde zorlanıyor. Böyle bir ekonomik yapı içinde uzun süreli bir savaşın sürdürülebilmesi oldukça zor. İran yönetimi de bu nedenle çatışmayı doğrudan bir savaşa dönüştürmekten ziyade denge politikası izliyor.
Enerji piyasalarının kırılganlığı
İkinci önemli unsur enerji piyasaları. İran, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı üzerinde stratejik bir konuma sahip. Bu boğazın kapanması durumunda küresel petrol fiyatları hızla yükselebilir ve enerji piyasalarında ciddi bir kriz yaşanabilir. Nitekim geçtiğimiz iki haftada yaşanan krizlerde bunun yaşandığını ve ham petrol fiyatlarının ani bir şekilde yükseldiğini gördük.
Jeopolitik denge arayışı
Üçüncü ve belki de en kritik faktör küresel güç dengesi. ABD’nin Orta Doğu stratejisi son yıllarda değişmiş durumda. Washington artık bölgedeki askeri varlığını azaltarak Asya-Pasifik’e, yani Çin rekabetine odaklanmak istiyor. Bu nedenle İran’la uzun süreli bir savaş ABD’nin stratejik öncelikleriyle çelişiyor.
İran da benzer şekilde doğrudan bir savaşın bölgedeki müttefiklerini zayıflatacağını biliyor. İran’ın stratejisi genellikle doğrudan savaş yerine dolaylı nüfuz alanı oluşturmak üzerine kurulu. Bu nedenle gerilim zaman zaman yükselse de tamamen kontrolden çıkan bir savaş ihtimali sınırlı kalıyor.
Ekonominin görünmeyen etkisi
Uluslararası krizlerde çoğu zaman askeri gelişmeler ön planda görünür. Oysa gerilimin arkasında ekonomik gerçekler belirleyici olur. Petrol fiyatları, ticaret yolları, yaptırımlar ve küresel sermaye akımları devletlerin kararlarını şekillendirir.
ABD-İran geriliminde de benzer bir durum söz konusu. Taraflar askeri güçlerini göstermek istese de, küresel ekonominin kırılganlığı ve savaşın maliyeti çatışmanın sınırlarını belirliyor.
Sonuç olarak ABD-İran geriliminin tamamen ortadan kalktığını söylemek zor. Ancak bu gerilimin uzun süreli ve geniş çaplı bir savaşa dönüşmesi de oldukça düşük bir ihtimal. Modern dünyada savaşların kaderini yalnızca askeri güç değil, ekonomik sürdürülebilirlik belirliyor. Zira ABD’de yakın gelecekte yaşanacak bir seçim var ve ekonomik göstergelerin korunması şart.
Bazen savaşlar masada bitmez; maliyet hesapları içinde yavaş yavaş sona erer. ABD-İran gerilimi de büyük ölçüde böyle bir sürecin içinden geçiyor gibi görünüyor.



























