Son haftalarda küresel ekonomi gündeminin merkezinde iki konu var: ABD seçimleri ve İran savaşı. İlk bakışta biri iç politika, diğeri jeopolitik bir kriz gibi görünse de aslında bu iki başlık aynı ekonomik denklemde birleşiyor. Çünkü İran meselesinin merkezinde yalnızca güvenlik değil, petrol ve küresel enerji piyasaları bulunuyor.
Gerilimin tırmanmasıyla birlikte petrol fiyatları hızla yükseldi. Brent petrol kısa süre içinde 100 doların üzerine çıktı ve bazı anlarda 120 dolara yaklaştı. Bunun en önemli nedeni Hürmüz Boğazı’nın risk altına girmesi. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’si bu dar geçitten geçiyor.
Boğazın kapanması ya da tanker trafiğinin durması, dünya ekonomisi için ciddi bir enerji şoku anlamına geliyor. Nitekim çatışmaların ardından tanker trafiği neredeyse tamamen durmuş ve petrol fiyatlarında sert dalgalanmalar yaşanmış durumda.
Ancak ilginç bir gelişme var: ABD askeri operasyonlarını sürdürmesine rağmen kara savaşı
ihtimalini düşük tutuyor. Trump açık şekilde İran’ın işgalinin “zaman kaybı” olacağını ifade etti.
Peki neden?
Birinci neden: İran Irak değil
2003’te ABD Irak’ı işgal ettiğinde nüfus 25 milyon civarındaydı. İran ise 90 milyona yaklaşan nüfusu, büyük ordusu ve dağlık coğrafyasıyla çok daha zor bir hedef.
Uzmanlara göre İran’ın işgali yüz binlerce asker gerektirebilir ve yıllarca sürebilir.
Bu da ABD için yalnızca askeri değil, ekonomik olarak da sürdürülemez bir operasyon anlamına gelir.
İkinci neden: petrolü almak için işgale gerek yok
Trump’ın enerji stratejisi farklı bir mantığa dayanıyor. ABD zaten dünyanın en büyük petrol
üreticilerinden biri haline geldi. Dolayısıyla İran’ı işgal edip petrol sahalarını ele geçirmek klasik 20. yüzyıl stratejisi olurdu.
Bunun yerine Washington şu yöntemi kullanıyor:
- İran petrolüne yaptırım uygulamak
- İran’ın petrol satışını sınırlamak
- Küresel arzı başka kaynaklarla dengelemek
Trump yönetiminin yeniden uygulamaya koyduğu “maximum pressure” politikası İran’ın petrol gelirlerini sıfıra yaklaştırmayı hedefliyor.
Yani petrolü kontrol etmenin yolu işgal değil, piyasa ve yaptırım gücü.
Üçüncü neden: petrol fiyatları seçimleri etkiler
ABD’de seçim atmosferi yaklaşırken petrol fiyatlarının yükselmesi siyasi risk yaratır. Benzin fiyatı Amerikan seçmeni için en hassas ekonomik göstergelerden biridir.
Trump bu nedenle petrol fiyatlarını kontrol altında tutmaya çalışıyor. Hatta petrol fiyatlarının yükselmesinin geçici olduğunu ve piyasayı sakinleştirecek planları olduğunu ifade etti.
Bu yaklaşımın temel amacı enerji krizinin Amerikan seçmeni üzerinde yaratacağı olumsuz etkiyi sınırlamak.
Asıl savaş ekonomi üzerinden yürütülüyor
Bugün yaşanan gerilim aslında klasik bir askeri savaş değil; daha çok enerji ve finans savaşı.
ABD’nin stratejisi üç adım üzerine kurulu:
1. İran’ın petrol gelirini yaptırımlarla sınırlamak
2. Körfez’deki enerji akışını korumak
3. Çin gibi büyük alıcıların İran petrolüne erişimini zorlaştırmak
Bu nedenle ABD askeri operasyonları çoğunlukla hava saldırıları, deniz kontrolü ve ekonomik yaptırımlar üzerinden yürütüyor.
ABD-İran gerilimine bakıldığında ilk akla gelen soru şu oluyor: “Petrol için savaş mı çıkıyor?”
Evet, petrol hâlâ oyunun merkezinde ama artık savaşın yöntemi değişmiş durumda.
Eskiden petrol sahaları işgal edilirdi.
Bugün ise petrol piyasaları kontrol ediliyor.
Trump’ın İran’a karşı kara savaşına girmemesi hem petrol hem de askeri-ekonomik
sürdürülebilirlik. Çünkü modern dünyada enerji kaynaklarını kontrol etmenin en etkili yolu askeri işgal değil; ekonomik baskı ve küresel piyasa gücü.

























