Gine Bissau Batı Afrika’da yer alan Atlas Okyanusuna kıyısı olan küçük bir Afrika ülkesi. Bugün Cumuhrbaşkanlığı seçimlerinden sonra askeri bir darbe oldu. Ülkeye giriş çıkışlar durduruldu ve ordu yönetime el koydu. Bu darbenin de diğer az gelişmiş ülkelerdeki gibi yönetime müdahale etmek isteyen batılı aktörler tarafından yapıldığı aşikar…
Batı medeniyetinin bugün ulaştığı refah düzeyi genellikle bilimsel ilerleme, kurumsal istikrar ve liberal değerlerle açıklanır. Oysa bu hikâyenin arka planında, yüzyıllar boyunca başka toplumların kaynakları üzerinden biriken bir sermaye transferi gerçeği vardır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Fransa’nın Afrika üzerindeki post-sömürge sistemidir.
Fransa, 20. yüzyılın ortalarında sömürgelerine “bağımsızlık” verdiğinde aslında ipleri tamamen bırakmadı. 1945’te oluşturulan CFA Frangı sistemi, görünüşte ekonomik istikrar sağlarken, fiilen Fransa’ya Afrika’nın kalbinden doğrudan gelir akışı sağlayan bir mekanizma haline geldi.
“Kolonyal Vergi”nin Anatomisi
Sistemin özeti basit ama çarpıcıdır:
Fransa’nın eski kolonilerinden 14 Afrika ülkesi - Senegal, Mali, Fildişi Sahili, Kamerun, Gabon, Çad, Benin, Togo ve diğerleri - gelirlerinin yüzde 50’sini Fransa Hazinesi’nde “operasyon hesabı” olarak tutmak zorundadır. Bu ülkeler, yıllardır kendi döviz rezervlerinin sadece %15’ine doğrudan erişebiliyor; daha fazlasını kullanmak istediklerinde Fransa’dan borç almak zorundalar.
Bu düzenlemeyle, Fransa hem bu ülkelerin parasını yönetiyor hem de kendi tahvillerini onlara finanse ettiriyor. Bu nedenle, birçok ekonomist bunu “kolonyal vergi” olarak adlandırıyor.
Rakamlar sembolik olmaktan öte: Yalnızca bu mekanizma üzerinden Fransa’nın her yıl yaklaşık 500 milyar dolar civarında bir sermaye girişi sağladığı tahmin ediliyor. Bu, birçok Afrika ülkesinin yıllık GSYH’sının kat kat üzerinde bir tutar.
Fransa’nın elindeki diğer ayrıcalıklar da dikkat çekici:
Yeni doğal kaynak keşiflerinde öncelikli satın alma hakkı, kamu ihalelerinde Fransız şirketlerine öncelik, askeri üs kurma yetkisi ve hatta resmi dilin Fransızca olması zorunluluğu.
Yani Afrika, resmi olarak bağımsız; ama ekonomik olarak “Fransa Merkez Bankası’nın alt
katında” yaşıyor.
Ekonomik Bağımlılığın İncelikli Biçimi
Fransa bu sistemi, “makroekonomik istikrar” gerekçesiyle savunuyor. Gerçekten de CFA frangı, uzun yıllar boyunca düşük enflasyonla istikrarlı bir para birimi oldu. Ancak bunun bedeli, bu ülkelerin para politikası egemenliklerini tamamen yitirmeleri oldu.
Kendi rezervine erişemeyen, faiz oranlarını belirleyemeyen, bütçe dengesini dışarıya göre
ayarlamak zorunda kalan bir ülkenin ekonomik bağımsızlığından söz etmek mümkün değil. Bu da Batı’nın “ekonomik medeniyet” anlatısının karanlık tarafını ortaya koyuyor:
Bir yanda demokrasi, özgürlük ve insan hakları söylemleri; öte yanda modern biçimli ama eski anlamını koruyan sömürge düzenleri.
Fransa’nın “Medeniyet” Mirası
Bugün Fransa’nın altyapısı, eğitim sistemi, kültürel kurumları veya sosyal devleti, elbette kendi halkının emeğiyle inşa edildi. Ama bu refahın temelinde Afrika’dan yüzyıllar boyunca taşınan servet de var. 18. ve 19. yüzyıllarda Karayip şekerinden elde edilen gelir, 20. yüzyılda Afrika madenlerinden sağlanan kaynakla birleşti; şimdi 21. yüzyılda aynı sistem, “finansal kolonizasyon” biçiminde sürüyor.
Bir başka deyişle, Fransa sanayileşirken Afrika yoksullaştı. Ve bu dengesizlik, yalnızca geçmişin değil bugünün gerçeği olmaya devam ediyor. Afrika’da kişi başına gelir ortalaması 2.000 dolar civarında seyrederken, Fransa’da bu rakam 45.000 dolar. Aradaki fark, sadece üretim farkı değil; sermaye akışının yönünü gösteren bir aynadır.
Yeni Dönem: “Eco” Parası Umudu
2020’de Batı Afrika Ekonomik Birliği’ne (WAEMU) üye sekiz ülke, CFA frangını kaldırıp “Eco” adını verdikleri yeni bir para birimine geçme kararı aldı. Bu adım, Fransa’nın mali vesayetini azaltmayı hedefliyor. Ama dikkat çekici nokta şu: Eco’nun da Euro’ya sabitlenmesi planlanıyor. Yani sömürge zinciri kısaltılıyor, ama tamamen koparılamıyor.
Gerçek bağımsızlık, yalnızca bayrak değişimiyle değil, para politikası egemenliğinin
kazanılmasıyla mümkün olur.
Sonuç: Batı’nın Görünmeyen Bilançosu
Bugün Avrupa’da kişi başına düşen gelirler, refah göstergeleri ve sanayi güçleri övülürken, bu tablonun kaynağındaki tarihsel borç çoğu zaman unutuluyor. Fransa, Afrika’nın hammaddeleriyle, emeğiyle ve şimdi de rezervleriyle kendi refahını finanse etmeye devam ediyor. Ve belki de en ironik olan şu: Bu düzenin adı hâlâ “iş birliği” olarak geçiyor.
Ekonominin diliyle söyleyelim: Batı’nın refahının bilançosunun pasifinde, Afrika’nın yüzyıllık yoksulluğu yazıyor. Ve o bilanço, bugün bile kapanmış değil.



























