Dünya ekonomisinin ağırlık merkezi son otuz yılda Batı'dan Asya'ya doğru kayarken,
yatırımcıların radarına giren yeni kıta ise Afrika oldu. Uzun yıllar boyunca yoksulluk, iç savaşlar ve siyasi istikrarsızlık haberleriyle anılan Afrika bugün farklı bir nedenle gündemde: 2050 yılında dünyanın en genç ve en hızlı büyüyen nüfusuna sahip olacak olması.
Birleşmiş Milletler projeksiyonlarına göre Afrika'nın nüfusu bugün yaklaşık 1,5 milyar
seviyesindeyken 2050 yılında 2,5 milyara yaklaşacak. Yüzyılın sonunda ise dünyanın her üç insanından biri Afrikalı olacak. Bu nedenle Afrika'ya yapılan yatırımlar yalnızca bugünün değil, gelecek elli yılın pazarına yapılan yatırımlar olarak görülüyor.
Bu gerçeği en erken fark eden ülkelerin başında Çin geliyor.
Çin'in Afrika Hamlesi
Çin'in Afrika açılımı aslında 2000'li yılların başında başladı. Ancak asıl ivme 2013 yılında ilan edilen Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative) ile geldi. Çinli bankalar ve kamu kuruluşları son on beş yılda Afrika ülkelerine yüz milyarlarca dolarlık kredi sağladı.
Bu krediler çoğunlukla üç alana yönlendirildi:
- Limanlar
- Demiryolları
- Enerji altyapıları
Örneğin Kenya'daki Mombasa-Nairobi Demiryolu büyük ölçüde Çin Exim Bank tarafından
finanse edildi ve Çinli şirketler tarafından inşa edildi. Etiyopya ile Cibuti'yi birbirine bağlayan elektrikli demiryolu hattı yine Çin finansmanı ve Çin mühendisliğiyle gerçekleştirildi. Nijerya'daki Lagos-Ibadan demiryolu, Angola'daki altyapı projeleri, Zambiya'daki enerji yatırımları ve Mısır'daki yeni başkent projesinde de Çin sermayesinin izlerini görmek mümkün.
Projelerin büyük bölümü Çin'in devlet destekli dev şirketleri tarafından yapıldı:
- China Railway Construction Corporation (CRCC)
- China Communications Construction Company (CCCC)
- China Civil Engineering Construction Corporation (CCECC)
- Sinohydro
- PowerChina
Bu modelin temel mantığı oldukça basitti. Çin kredi veriyor, projeyi Çinli şirketler yapıyor,
ekipmanın önemli bölümü Çin'den geliyor ve karşılığında uzun vadeli ekonomik nüfuz elde ediyordu.
Eleştiriler de yok değil. Bazı kesimler tarafından Çin'i "borç diplomasisi" uygulamakla suçlanıyor. Özellikle Sri Lanka örneği sonrasında Afrika'da da benzer risklerin oluşabileceği konuşuluyor. Buna karşılık birçok Afrika ülkesi, Batılı kurumların onlarca yıldır finanse etmediği altyapı projelerini Çin sayesinde gerçekleştirebildiklerini savunuyor.
Türkiye'nin Afrika Açılımı
Türkiye'nin Afrika ile ilişkileri Çin kadar eski değil.
Türkiye'nin sistematik Afrika politikası esas olarak 2005 yılında ilan edilen "Afrika Yılı"
sonrasında başladı. O tarihten sonra Türk Hava Yolları'nın uçuş ağının genişlemesi, TİKA
projeleri, büyükelçilik sayısındaki artış ve özel sektör yatırımları kıtadaki görünürlüğümüzü önemli ölçüde artırdı. Bunlara ek olarak savunma sanayi alanında hem teçhizat hem eğitim hizmeti sağlanıyor.
2003 yılında yaklaşık 5 milyar dolar olan Türkiye-Afrika ticaret hacmi bugün 40 milyar dolar seviyelerine yaklaşmış durumda.
Türk şirketlerinin Afrika'daki faaliyetleri ise Çin'den farklı bir karakter taşıyor.
Türk müteahhitlik firmaları özellikle:
- Havalimanları
- Enerji kaynak tespit-araştırma
- Konut projeleri
- Hastaneler
- Yol ve altyapı yatırımları
alanlarında güçlü bir varlık gösteriyor.
Özellikle Cezayir, Libya, Nijerya, Senegal, Etiyopya, Gana, Fildişi Sahili ve Somali Türkiye'nin en aktif olduğu ülkeler arasında bulunuyor.
Türkiye'nin kıtadaki toplam müteahhitlik proje büyüklüğü onlarca milyar doları aşmış durumda.
Afrika'da Asıl Yarış Şimdi Başlıyor
Bugün Afrika'da yalnızca Çin ve Türkiye yok.
ABD, Avrupa Birliği, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve son dönemde Rusya da kıta üzerindeki etkisini artırmaya çalışıyor.
Çünkü mesele yalnızca bugünkü doğal kaynaklar değil.
Afrika;
- Dünyanın en genç iş gücüne,
- En hızlı kentleşen nüfusuna,
- Büyük ölçüde doymamış tüketici pazarlarına,
- Kritik maden rezervlerine
sahip.
Elektrikli araçlardan yapay zekâya kadar birçok teknolojinin ihtiyaç duyduğu kobalt, lityum, manganez ve nadir toprak elementlerinin önemli bölümü Afrika'da bulunuyor.
Bu nedenle Afrika yatırımları yalnızca bir dış ticaret politikası değil; aynı zamanda enerji
güvenliği, sanayi politikası ve jeopolitik nüfuz mücadelesi anlamına geliyor.
21. yüzyılın ikinci yarısında küresel ekonominin yeni büyüme alanlarından biri büyük ihtimalle Afrika olacak. Bugün kıtada yol, liman, enerji santrali veya fabrika inşa eden ülkeler aslında yalnızca bugünün projelerini değil, yarının ekonomik ilişkilerini de inşa ediyorlar.
Afrika'ya bakarken yoksulluğu değil potansiyeli görmek gerekiyor. Çünkü dünyanın gelecekteki tüketicileri, çalışanları ve girişimcilerinin önemli bir bölümü bugün Afrika'da doğuyor.


























