Çok Utandım: Kapımızı Çalan Kişi Semra Öğretmen
Bugün aslında bambaşka bir köşe yazısı yazmayı planlıyordum. Ama beni çok utandıran bir gelişme oldu.
Bir yanda dünyanın gündemini sarsan Amerika-İran gerilimi, diğer yanda Bursa'nın en önemli başlıklarından biri olan BTSO seçimleri... Kalemi elime aldığımda aklımda bu konular vardı.
Ama hayat bazen öyle güzel sürprizler yapıyor ki, bütün gündem bir anda değişebiliyor.
Bu sabah şirketimizin kapısı çaldı.

Gelen kişi, Arif Nihat Asya Ortaokulu'ndaki öğretmenim, Semra Domaniç'ti.
Yıllar sonra beni ziyaret etmeye gelmişti.
İçeri girdiği anda kendimi yeniden ortaokul sıralarında hissettim. Aradan geçen onca yıl, kurduğumuz şirketler, yazdığımız haberler, yaptığımız seyahatler, kazandığımız tecrübeler... Hepsi bir anda anlamını yitirdi. Çünkü karşımda, bugün olduğum insanın oluşmasında emeği bulunan öğretmenim vardı.
Sohbetimiz sırasında benimle gurur duyduğunu söyledi.
İnanın, bu sözleri duymak benim için aldığım hiçbir ödülle kıyaslanamayacak kadar değerliydi.
Ama ben asıl kendisine teşekkür edebildim mi, minnettarlığımı yeterince ifade edebildim mi, hâlâ emin değilim.
Hatta doğrusu çok fazla da utandım.
Çünkü kapımı çalan öğretmenim olmamalıydı.
Kapısını çalan ben olmalıydım.
İş hayatının koşuşturması, günlük telaşlar, bitmeyen toplantılar derken hayatın gerçekten önemli olan değerlerini bazen farkında olmadan geride bırakıyoruz.
Oysa öğretmenler unutulmamalı.
Onlar sadece ders anlatan insanlar değildir.
Onlar karakterimizi şekillendiren, hayata bakışımızı oluşturan, geleceğimizin temelini atan insanlardır.
Semra Hocam, Arif Nihat Asya Ortaokulu'nun sadece benim değil, yüzlerce öğrencisinin gönlünde taht kurmuş, taçsız kraliçesiydi.
Bugün de aynı zarafeti, aynı sıcaklığı ve aynı mütevazılığıyla karşımdaydı.
Buradan bir kez daha söylüyorum:
Ellerinizden öperim Semra Öğretmenim. İyi ki hayatımıza dokundunuz. İyi ki öğretmenimiz oldunuz.
Ziyaretimiz sırasında eski günleri de yad ettik.
Bir başka öğrencisi olan Ersoy Tekin'i aradık. Kendisi bugün başarılı bir bankacı olarak iş hayatına devam ediyor.
Telefonun diğer ucundaki mutluluk da gösterdi ki öğretmenlerimizin yetiştirdiği öğrenciler bugün ülkenin dört bir yanında görev yapıyor.
Kimisi doktor...
Kimisi mühendis...
Kimisi gazeteci...
Kimisi iş insanı...
Kimisi bankacı...
Kimisi devlet yönetiminde...
Kimisi akademide...
Aslında bugün ülkeye yön veren neslin arkasında, isimleri çok fazla bilinmeyen ama hayatlara yön veren binlerce öğretmen var.
İşte gerçek başarı hikâyesi budur.
Ne yazık ki bugün eğitim sistemine baktığımızda içimizi burkan başka bir tabloyla da karşılaşıyoruz.
Bir zamanlar veliler çocuklarını okula teslim ederken, "Eti senin, kemiği benim öğretmenim." derdi.
Bugün ise birçok öğretmen, bırakın eğitim vermeyi, öğrencisine sesini yükseltmekten bile çekinir hâle geldi.
Veli ile öğretmen karşı karşıya getirildi.
Öğretmenin otoritesi zayıflatıldı.
Toplumdaki itibarı yavaş yavaş aşındırıldı.
Oysa öğretmene saygının azaldığı bir toplumda eğitimin güçlenmesini beklemek mümkün değildir.
Bu kutsal meslek yeniden hak ettiği değere kavuşmalıdır.
Sadece ekonomik şartlarının iyileştirilmesiyle değil...
Toplumdaki saygınlığının da yeniden inşa edilmesiyle...
Çünkü güçlü bir ülke olmanın yolu güçlü bir eğitimden, güçlü eğitimin yolu ise itibarlı öğretmenlerden geçer.
.jpeg)
Bugün bana bunu bir kez daha hatırlatan Semra Öğretmenime sonsuz teşekkür ediyorum.
Bazen insanın kapısını bir misafir değil, vicdanı çalarmış.
Bugün benim kapımı çalan da aslında vicdanımdı.
Ve bana yıllardır ertelediğim bir görevi hatırlattı:
Öğretmenlerimizi sadece Öğretmenler Günü'nde değil, hayatımızın her döneminde hatırlayalım. Onları ziyaret edelim, hallerini soralım, dualarını alalım. Çünkü bugün sahip olduğumuz her başarının arkasında mutlaka bir öğretmenin izi vardır.



























Ömer beycim, kaleme aldığın yazı çok büyük dersleri barındırıyor. Her cümlende kendime bir ders çıkartıyorum. Hatırlanmak, hatırlamak bu dönemde unutulan duygular. içinden geçenleri yazıya döktüğün için teşekkür ediyorum güzel insan.