Devletin Sabrı Vardır, İhanete Tahammülü Yoktur
Terörsüz bir Türkiye hepimizin ortak arzusudur.
Bu hedef; huzurun, güvenliğin ve millet olma bilincinin doğal sonucudur.
Ancak kimse bu arzuyu bahane ederek edepsizliğe, ihanet diline ve kutsal değerlere saldırıya alan açıldığını zannetmesin. Barış talebi; teslimiyet değildir. Sükûnet; zafiyet anlamına gelmez.
Nusaybin’de Türk bayrağına uzanan el, basit bir vandallık değildir.
Bu girişim; devleti, milleti ve ortak hafızayı hedef alan bilinçli bir provokasyondur.
Bu bayrak bir bez parçası değildir;
şehit kanıyla yoğrulmuş, istiklal mücadelesiyle tescillenmiş egemenlik nişanesidir.
Bu topraklar masa başında kurulmadı.
Bu devlet, iyi niyet cümleleriyle ayakta kalmadı.
Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle;
Alevi’siyle, Sünni’siyle bu millet kan vererek millet oldu.
Bugün bu bayrak dalgalanıyorsa, sebebi projeler değil; şehitlerin fedakârlığıdır.
Nusaybin’de bir alçak, bir cami duvarına işedi.
Aslında yaptığı, taşa değil; milletin kutsalına saldırmaktı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu saldırıya gecikmeden karşılık verdi.
Çünkü devletin hafızası vardır; sabrı vardır;
ama ihanete merhameti yoktur.
“Terörsüz Türkiye” hedefi, terörü sulandırmanın, görmezden gelmenin ya da meşrulaştırmanın kılıfı olamaz.
İster Meclis’te kravatla, ister dağda silahla, ister perde arkasında cümle süsleyerek yapılsın;
terörü besleyen herkes aynı suçun ortağıdır.
Bu millet şehit kanlarını siyasi denklemlere kurban etmez.
Devlet vakurdur.
Devlet konuşurken ölçülüdür.
Ama değerlerine uzanan ele karşı kararlıdır.
Bayrağa, inanca, millete ve egemenliğe yönelik her saldırı;
hukuk içinde ama en ağır şekilde karşılığını bulur.
Bu bir tehdit değildir.
Bu, bu topraklarda devlet olmanın
değişmeyen refleksidir.
Ve herkes şunu bilmelidir:
Bu bayrak inmeyecek.
Bu millet unutmayacak.
İhanet, er ya da geç hesabını verecektir.



























