Mustafa Bozbey Operasyonuna Farklı Baktım!
Yıllar sonra gelen bir adalet, gerçekten adalet midir?
Yoksa toplumun zihninde ister istemez başka soruların doğmasına mı neden olur?
Tam yedi yıl önce, Nilüfer Belediye Başkanlığı döneminde yapıldığı iddia edilen yolsuzluk ve rüşvet suçlamaları nedeniyle bugün Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in gözaltına alınması, hukuk kadar vicdanın da tartışıldığı bir süreci beraberinde getirdi. Çünkü mesele sadece bir kişinin gözaltına alınması değil; zamanlama, yöntem ve algının toplumda yarattığı etkidir.
Sormazlar mı insana?
Defalarca bu konularda ifade vermiş, görevine devam etmiş, yurt dışına kaçma ihtimali bulunmayan ve Türkiye’nin en büyük dördüncü şehrini yöneten bir belediye başkanını, seçildiği 31 Mart’ın ikinci yıl dönümünün sabahında, şafak operasyonuyla evinden gözaltına almak gerçekten gerekli miydi?
Bu yöntem hukuken mümkün olabilir, ancak vicdanen doğru mudur?
Üstelik Bursa, Osmanlı’nın ilk başkenti; fethinin 700. yılı etkinliklerinin coşkuyla devam ettiği, “Gülümseyin, Bursa’dasınız” sloganlarının şehrin dört bir yanında yankılandığı bir dönemde böylesi bir görüntünün ortaya çıkması, ister istemez toplumda “Bu bir adalet arayışı mı, yoksa siyasi bir rövanş mı?” sorusunu gündeme getiriyor.
Hukuk devletinde hiç kimse dokunulmaz değildir. Eğer ortada bir suç varsa, elbette soruşturulmalı ve yargı gereğini yapmalıdır. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak adaletin sadece var olması yetmez; adaletin zamanlaması, yöntemi ve herkese eşit uygulanması da en az sonucu kadar önemlidir. Çünkü adaletin tarafsızlığına gölge düşüren her uygulama, toplumun devlete olan güvenini zedeler.
Bugün kuvvetle muhtemel belediye meclisi kendi içinden bir başkanvekili seçecek. Siyasetin doğası gereği yeni isimler konuşulacak, yeni senaryolar üretilecek. Bursa’da iki belediye başkanının yanı sıra Nilüfer’de AK Parti meclis üyesi Şahin Biba isminin de gündeme gelmesi, sürecin sadece hukuki değil aynı zamanda siyasi bir boyutunun da tartışılacağını gösteriyor.
Ancak asıl mesele kişiler değil, sistemdir.
Türkiye’nin artık kişilere göre değişen uygulamalara değil, herkese eşit işleyen kurallara ihtiyacı vardır. Çünkü adalet bir gün mutlaka herkese gerekli olacaktır.
Bugün sokakta konuşulan soru şudur:
Adalet neden bazen gecikir, neden bazen sadece belli kesimlere hızlı ulaşır gibi görünür?
Siyaset yapan kaç kişi gerçekten tertemizdir, bunu kimse tam olarak bilemez. Yıllardır herkes birbirini suçluyor; “şunu çaldın”, “bunu kayırdın”, “yakınını işe aldın” tartışmaları bitmek bilmiyor. Oysa toplumun beklentisi çok daha basit: Şeffaflık, hesap verebilirlik ve eşit hukuk.
Artık ülkemizi kişiler değil, yasalar yönetsin.
Adam kayırma, torpil ve siyasi hesaplaşma iddiaları tarihe karışsın.
Hukuk, herkese aynı mesafede dursun.
Çünkü güçlü devlet, güçlü kişilerle değil; güçlü kurumlar ve adil kurallarla ayakta kalır.




























