Dominik Cumhuriyeti’ne her gelişimde aynı duyguyu yaşıyorum: Sanki binlerce kilometre öteden değil de komşu bir ülkeden gelmişim gibi. Karayiplerin sıcaklığı, insanların misafirperverliği bana kendi memleketimi hatırlatıyor. Benim için Dominik, Türkiye ile Latin Amerika arasında kurulan köprünün en önemli ayaklarından biri.
Ama bu yolculuk sadece Dominik’le sınırlı kalmadı. Kosta Rika’da ananas ve kahve üreticileriyle bir araya geldiğimizde, sofralarımıza gelen ürünlerin arkasında nasıl büyük bir emek olduğunu bizzat gördüm. Onlarla sohbet ettik, üretim süreçlerini inceledik ve sonunda ortak bir karar aldık: ticareti birlikte büyütmek. O anda şunu hissettim; bu sadece ürün alışverişi değil, aynı zamanda kültürlerin ve güvenin alışverişiydi.
Kültürün Gücü
Latin Amerika’nın dansları, müziği ve renkli festivalleriyle Türkiye’nin coşkulu gelenekleri aslında birbirine çok benziyor. Santo Domingo sokaklarında merengue ritmine kulak verirken, İstanbul’daki bir düğün sahnesi aklıma geliyor. Aynı şekilde Kosta Rikalı dostlarımızla kahve içerken, onların Türk dizilerine olan ilgisini gördüğümde kültürün sınır tanımadığını bir kez daha anladım.
Turizmin Açtığı Dostluklar
Dominik’in Saona Adası’nda ya da Kapadokya’da balona binen Latin Amerikalı turistlerle karşılaşmak bana hep aynı şeyi düşündürüyor: Turizm sadece gelir kapısı değil, kalıcı dostlukların da başlangıcı.
Benim İçin Gelecek
Bugün Dominik Cumhuriyeti’nde turizmi, Kosta Rika’da tarımı ve kahveyi konuşuyoruz. Yarın belki Brezilya’da inşaat projelerini ya da Şili’de madenciliği tartışacağız. Ama biliyorum ki bu ilişkilerin temelinde sadece ekonomi değil; insan hikâyeleri, güven ve kültürel bağlar var. İşte ben de bu bağların güçlenmesi için elimden geleni yapmaya kararlıyım.




























