Köşesiz İnsanlar
Halkın iradesi, sandığın namusu demektir. Vatandaş, elindeki tertemiz oy pusulasıyla tercihini yapar, bir partiye, bir adaya güven duyarak mühür basar. O mühür sadece bir kâğıda değil; demokrasiye, vicdana ve ahlaka vurulmuş bir mühürdür. Peki, bu güvenin ardından o oyları alıp başka bir partiye geçen siyasetçi ne yapmış olur?
Bugün Türkiye’nin pek çok yerinde görüyoruz: Bir partiden seçilen belediye başkanları ya da milletvekilleri, bir süre sonra çeşitli gerekçelerle saf değiştiriyor. Kimi makam uğruna, kimi yeni bir iktidar ihtimaline göz kırparak, kimi de kişisel hırslarının peşinde… Ancak unuttukları bir şey var: Halk, onları belli bir partinin kadroları içinde görmek üzere seçti. Bu değişim, yalnızca parti rozetini değiştirmek değildir; aynı zamanda seçmenin iradesine de gölge düşürmektir.
Vicdan terazisine koyduğumuzda, parti değiştiren bir siyasetçinin samimiyetini tartmak zordur. Gerçekten inandığı için mi değiştirdi, yoksa konjonktürün cazibesine mi kapıldı? Ahlak terazisinde ise durum çok daha nettir: Oy, halkın namusudur; o namusu başka bir torbaya taşımak kimseye yakışmaz.
Tarih de bize pek çok örnek sunar. Osmanlı Meclis-i Mebusan’ından Cumhuriyet’in ilk yıllarına, çok partili dönemin sancılı günlerinden bugüne kadar… 1950’lerde Demokrat Parti’den istifa edip başka partilere geçen isimler, 1980 sonrası siyasi atmosferde ANAP’tan ayrılıp farklı adreslere yönelenler, 2000’lerde DSP’den ayrılan bakanlar… Hepsinin ortak yanı, halkın gözünde bir güven krizine yol açmalarıdır.
Bugün yerelde belediye başkanlarının da benzer adımlar attığını görüyoruz. Dün başka bir partiyle meydanlarda slogan atanların, ertesi gün başka bir logonun önünde “Biz buradayız” demesi, siyasetin hafızasında kara bir leke olarak kalıyor.
Aslında siyasette parti değiştirenler için en doğru tanım şudur: Köşesiz insanlar. Çünkü bir köşesi, bir omurgası, bir çizgisi yoktur. Dün nereye yaslanırsa orada, bugün nereden eserse oraya… Rüzgârın yönüne göre konumlanan bu siyasetçiler, kendi kariyerlerini korurken halkın iradesini hiçe sayarlar.
Oysa demokrasi, ilke ve tutarlılık ister. Seçilmiş bir insanın, seçildiği partiden ayrılmak gibi bir niyeti varsa, yapılacak en ahlaklı şey bellidir: İstifa edip yeniden halkın karşısına çıkmak. Halk onay verirse devam eder, vermezse çekilir. İşte o zaman oy pusulasındaki mühür de, vicdanlardaki mühür de kirlenmemiş olur.
Unutmayalım: Siyasetin en kıymetli sermayesi güven, halkın en kıymetli emaneti oydur. O emaneti eğip bükenler, günü kurtarabilir ama tarihin terazisinde her zaman mahkûm olurlar.



























