Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz Allah’ım
Türkiye, yüz yılını geride bırakırken geride bıraktığımızın yalnızca takvim yaprakları olmadığını acı bir şekilde görüyoruz. Kurt izi it izine karıştı; ölçü, adalet ve akıl bulanıklaştı. Belediyeler soyuluyor, halk aç ve perişan. Meclis’te milletvekillerinin yetkileri fiilen törpülenirken, ülke saraydan yönetiliyor. Asgari ücret bir yanda eriyor, vergiler öbür yanda boğuyor; işçi de işveren de çaresiz. Bu düzen sürdürülebilir değil.
Yerel yönetimlerde tablo daha da karanlık. Parti ayırmaksızın, görev yaptıkları şehirleri adeta soyup soğana çeviren belediye başkanları var. Kaynaklar hoyratça harcanıyor, denetim zayıf, hesap verme kültürü neredeyse yok. Peki Türkiye nereye gidiyor? Bu soruyu sormak bile cesaret ister hale geldiyse, asıl tehlike tam da buradadır.
Konuşsak suçlanıyoruz; susmak ise daha büyük bir insani suç. Böyle bir döneme geldik; ne yapacağımızı şaşırdık. Sanki kimler böyle istediyse, her şey onların istediği gibi oluyor. Toplumun büyük çoğunluğu ağır bir adaletsizlik hissiyle yaşıyor. Umut, sandıkta ve köklü bir yenilenmede. Seçimlerin bir an önce gelmesi, baştan ayağa bir değişim ve cesur, adaletli liderlerin partileri yönetmesi bu ülkenin nefes borusudur.
Bu sabah izlediğim bir haber, siyasetin içine düştüğü çelişkiyi bir kez daha yüzümüze vurdu. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Pervin Buldan’ın sözlerine atıfla yaptığı açıklamaların altına imza atılabileceğinin söylenmesi, yıllarca kitlelere söyletilen hamasi milliyetçilik türküleriyle yan yana konduğunda insanın içi acıyor. O halde bu millete bunca yıl neden ayrıştırıcı söylemlerle seslenildi? Türk–Kürt kavgası varmış gibi bir atmosfer yaratmanın kime ne faydası oldu? Ortada bir kavga değil, bir terör örgütünün talepleri var. Milletimizin asli unsuru olan Kürtlerin büyük ve ezici çoğunluğunun, bu örgütün liderinden nefret ettiğini bilmeyen yok.
Görünen o ki, güçlü devletimizin tüm unsurlarıyla adalet, hukuk ve daha iyi bir Türkiye Cumhuriuyeti devleti için mücadele etmek ve daha çok çalışmak zorundayız.
Bu mücadele ne kimlikler üzerinden yürütülür ne de hamasetle kazanılır. İlke gerekir, hukuk gerekir, şeffaflık gerekir. Terörsüz bir Türkiye’ye elbette evet; ancak bunun yolu açık ve nettir: Teröre ve onu meşrulaştırmaya hayır. Devleti güçlendiren, toplumu onaran, adaleti yeniden ayağa kaldıran bir siyaset diliyle evet.
Nasıl bir zamanda yaşıyoruz Allah’ım… Cevabı zor, sorumluluğu ağır. Ama susarak değil; akılla, adaletle ve cesaretle konuşarak bu karanlığı aşabiliriz.
Son cümle; Terörsüz Türkiye'ye EVET, Umut hakkından umudu olana HAYIR!



























