Ortadoğu’da Savaş, Türkiye’de Zam: İsrail-İran Gerginliği Cebimize Nasıl Yansıyor?
Ortadoğu, bir kez daha tarihin en gergin dönemlerinden birine sahne oluyor. Bu defa, çatışmanın adı da, tarafları da çok net: İsrail ve İran. On yıllardır vekalet savaşları üzerinden birbirine karşı hamle yapan iki güç, artık doğrudan birbirini hedef alıyor.

Gazze’ye yönelik saldırılar, Devrim Muhafızları’na yapılan suikastlar, Şam’daki konsolosluk binasına düzenlenen hava harekâtı ve Tahran’ın füze yağmuru... Tüm bunlar sadece bölgeyi değil, ekonomimizi de alt üst ediyor.
Türkiye, belki de coğrafi olarak bu savaşın tam ortasında değil. Ama ekonomik anlamda kesinlikle merkezinde. Çünkü İsrail-İran savaşının etkileri, yalnızca füze menzilleriyle sınırlı değil; petrol fiyatlarından döviz kuruna, turizmden güvenlik algısına kadar doğrudan cebimize uzanıyor. Ve bu etkiler, artık ertesi gün manşet olacak kadar değil, manava gittiğinizde canınızı yakacak kadar somut hale geldi.
Her şeyden önce enerji fiyatlarındaki dalgalanmayı konuşmak gerekiyor. İran Körfezi’nde, Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak en ufak bir kriz, küresel petrol piyasasını yerinden oynatıyor. Hürmüz, dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin geçtiği bir arter. Ve İsrail-İran çatışmasının tam göbeğinde. Her patlama, her karşılıklı tehdit, petrol fiyatını yükseltiyor. Türkiye gibi enerjisinin büyük bölümünü ithal eden bir ülke için bu, döviz kaybı, ithalat maliyeti ve enflasyon demek. Kısacası, Ortadoğu’da savaş başladığında Türkiye’de zam başlıyor.
Ancak enerjiyle bitmiyor. Bu gerginlik, jeopolitik risk primi olarak döviz kurunu da tetikliyor. Savaş ihtimali konuşuldukça, yatırımcı Türkiye gibi sınırda kalan pazarlardan uzak duruyor. Döviz çıkışı artıyor, TL üzerindeki baskı çoğalıyor. Bu da ithalatla dönen sanayiciden, krediyle yaşamaya çalışan vatandaşa kadar herkesi etkiliyor.
Turizm cephesinde de işler karışık. Özellikle İsrail ve İran'dan Türkiye’ye gelen turist sayısı, son yıllarda ciddi bir ekonomik katkı sunuyordu.
Ama savaş ortamı bu akışı kesiyor. Dahası, Türkiye’nin güvenli liman imajı bu tür bölgesel çatışmalarda darbe alıyor. Avrupa’dan gelen turisti de etkiliyor, yatırımcının gözündeki istikrar algısını da.
Peki Ankara ne yapıyor? Maalesef burada da tablo karışık. Dış politikada denge kurmak kolay değil; İran'la komşuluk ilişkileri, İsrail'le ekonomik ve diplomatik bağlantılar arasında ince bir çizgide yürüyoruz. Ancak içeride ekonominin kırılganlığı bu dengeyi kaldırabilecek durumda değil. Zaten yıllardır yüksek enflasyon, düşük rezerv, kronik cari açıkla boğuşan Türkiye ekonomisi, şimdi bir de bu bölgesel savaşı sırtlamak zorunda.
İsrail ve İran belki toprak üzerinden değil ama gökyüzü üzerinden çatışıyor. Ancak bu savaşın gerçek enkazı, bizim raflarımızda, pompada, elektrik faturasında birikiyor. Türkiye, bu kez Ortadoğu’nun yangınına sadece dış politika üzerinden değil, doğrudan mutfağından yanıt vermek zorunda kalıyor.
Soru basit: Başkasının savaşı neden bizim soframıza bu kadar acı düşüyor?
Yanıtı ise bir o kadar açık: Çünkü Türkiye, coğrafi olarak uzak görünse de ekonomik olarak her patlamanın tam merkezinde.




























