Cumhuriyet Halk Partisi, 102. yaşını kutladığı günlerde tarihi bir kurultaya imza attı. Salonda hâkim olan hava, sadece bir seçim heyecanı değil, aynı zamanda bir güven tazeleme coşkusuydu. Özgür Özel, geçerli oyların tamamını alarak yeniden genel başkan seçildi. Açıkçası bu sonuç, hem parti içi birlikteliğin hem de geleceğe dair güçlü bir iddianın göstergesiydi.
Kurultayın en dikkat çekici cümlesi ise Özel’in ağzından çıkan şu vurguydu: “CHP artık Türkiye’nin birinci partisidir.” Bu söz, kuru bir slogan değil, son yerel seçimlerde sandıktan çıkan gerçeğin ifadesiydi. Artık CHP, yalnızca muhalefeti temsil eden değil, iktidarın en güçlü alternatifi olan bir parti konumunda.
Ama mesele sadece rakamlar ya da sandık değil. Asıl mesele, demokrasiye sahip çıkma iradesi… Özel, konuşmasında Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğunu “adaletsiz” olarak niteledi. Bununla da yetinmedi, tutuklu tüm belediye başkanları adına çok net bir söz verdi: “Onları asla yalnız bırakmayacağız.” Bu çıkış, kurultayın belki de en alkışlanan anıydı.
İmamoğlu’nun İstanbul’da simgelediği değişim dalgası, CHP’nin geleceği için güçlü bir umut ışığı olmaya devam ediyor. Ancak aynı zamanda bu tutukluluk süreci bize şunu gösteriyor: Türkiye’de demokrasi hâlâ çok ciddi sınavlardan geçiyor. Seçilmiş iradenin cezalandırıldığı bir yerde demokrasi tam anlamıyla var diyemeyiz.
Özgür Özel’in yeniden seçilmesi, sadece bir koltuk yarışının değil, bir anlayışın da tescillenmesi oldu. CHP, 102 yıllık tarihiyle cumhuriyeti kuran parti olmanın sorumluluğunu yeniden hatırlattı. Bugün o sorumluluk, halkın iradesine sahip çıkmak, demokrasi mücadelesini büyütmek ve iktidara giden yolu netleştirmekten geçiyor.
Kurultayın sonunda verilen mesaj çok açıktı: CHP, Türkiye’nin birinci partisidir ve bu ülkenin demokratik geleceğinde başrol oynamaya kararlıdır.



























